depresyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
depresyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2021 Cumartesi

YORULMAK

 

Neredeyse her yıl Aralık ayında başlayıp Mart ayında benden giden yazı ile anlatma becerimi kaybettim.

2020 yılının iyi başladığını benim için şanslı bir yıl olacağını düşünüyordum. Yazdığım tiyatro oyunu ile katıldığım yarışmanın kazanacağıma inanıyor. Sanki başka bir dünyada yaşıyordum.

Bu yazıyı ise artık odaklanmakta zorlandığım, hislerimin karmakarışık olduğu, düşüncelerimin karışıklığını kendime vakit ayırarak çözmeye çalıştığım bir dönemde zorla yazıyorum.

Hissettiklerimin birçoğu ve düşüncelerimin karmaşıklığı, hatıralarımın silinmiş halini yaşıyorum.

2020 iyi benim için iyi başlamıştı. Kendime olan güvenimi hissetmeye ve kendime, doğrularına inanmaya başlamış daha sosyal, iletişimi yoğun günler yaşamaya başlamıştım. Yazmayı, yorulmayı, yorulduktan sonra dinlenip tekrar başlamayı öğrenmiştim.

Yeni heyecanlar ve olaylar katmıştım hayatıma… Bulunduğum hayatın hep istediğim hayat olduğunu bunun için ne kadar çalıştığımı düşünüyor, ara sırada şansımın yaver gittiğini hissediyordum.

Geride kalanları şu an ile yoğurmayı başarmış. Bana kattıklarını düşünüp mutlu oluyor, kendime methiyeler düzüyordum.

Dünya da yepyeni şeyler oluyor, ülke görebildiğimiz iyilikler kadardı. Benim ise umurumda değildi, ben iyi olmalıydım.

Mart ayı gibi, ailevi ve maddi bir durumdan dolayı gitmek zorunda kalmıştım. Bu mali sorunlar ben oradayken olurdu. Ama bu kez acil olan bir anne çağrısı ile yollardaydım. Küçük kardeşim beni alıp evine getirmiş ve bir günü beraber geçirmiştik. Ardından büyük kardeşimin evine geçip orada da yaşadığımız durum ve çözümleri konusunda hemfikir olduğumuza karar vermiştik.

Çok güçlü bir aile olduğumuzun ve bunun aile birliğine, beraberliğine katkısını inanılmaz hissetmiştim. Hayatımda yeni adımlar atmış ve bunların meyvesini tattığıma inanıyordum. Bazı olayların artık olup bittiğine inanmıştım. Bu olanların bir daha olmayacağına inanmasam da, kendimi bunları aşabilecek güçte hissediyordum.

Yorulduğumu hissedip dinleniyor. Baktığım yerden kendimi iyi görüyordum. Kendim için kendime bakmalı ve varlığımdan mutlu olmaya çalışıyordum.

Bir daha bu tip krizler yaşadığımda önceliğin ben ve çekirdek ailem olduğu konusunda güçlü hissediyordum.

Sabahları kalkıp kuyunun başında oturuyor gün aydınlana kadar bekliyordum. Yıldızlar umudumdu ve onları kayboluşunu seyretmek bana huzur veriyordu.

Sağlığım iyi değildi ama ruhum yaralarını sarmıştı.

18 Ocak 2020 Cumartesi

KRİZ -2


Süt satmaya gittiğim bir gün öğle vaktiydi,  işi bana bulan arkadaşın çalıştığı diş muayenehanesine gittim. O gün benim çalışacağım yer görmem ve yeni patronum ile görüşmem gerekiyordu. biraz bekledikten sonra çıktık, yolda bana direktif veriyordu.’Sakin ol sakın yetmiş liradan fazla aylık isteme, bu işin piyasası bu!’ diyordu. O zamanlar asgari ücret iki yüz elli lira falan sanırım.
Zaten kendini kanıtlarsın diye ekliyordu. Kısa siyah saçlı, sakin yüzlü, güzel dişleri olan ayrıca musikiyle uğraşan aktif, genç bir kadındı.
Muayenehane; bir apartmanın ikinci katındaydı ve neredeyse yirmi basamakla çıkılıyordu. Zile bastık ve içeriye girdik. Kapıdan uzun bir koridora giriyorduk. Sol tarafta; doktorun muayene odası yani salon, kapının karşısında mutfak, sağ tarafta koridorun sonunda bir oda ve onun yanında balkona çıkılan küçük bir oda, bu odanın hemen karşısında tuvalet vardı. Banyo mutfağın içinden giriliyordu. Ama burası odyometre odası olarak kullanılıyordu.
Muayene odasına girdiğinizde; sağ tarafında, duvar dibine konumlandırılmış bir sedye, sedyenin yanında ekrana bağlı vitrin içerisine konulmuş endovizyon aleti, onun yanında muayene koltuğu, ışık, onun yanında ise gerekli muayene aletlerinin olduğu, cam tezgahlı demir bir masa vardı. Her iki yanına muayene aletlerinin atıldığı demir çanaklar konumlandırılmıştı.
Kapıdan girdiğinizde solda doktorun masası duvar dibinde kitapların konumlandırıldığı bir vitrin. ikinci bir balkona çıkılan kapı, hemen cam dibine konulmuş bir bilgisayar ve masası vardı.
Doktorun masasının önüne konulmuş iki sandalyeden birine oturmuş, önümdeki sehpaya bakıyordum.
Sanki sinirliymiş ve sakin olmaya çalışıyormuş gibi görünen patron adayım; bana iş tanımından ve benim neler yapmam gerektiğinden bahsetti, ne kadar maaş istediğimi sordu.’ Yetmiş lira.’ dedim.
Zaten sıkı tembihlerle gelmiştim. O anda mı yoksa daha sonra mı karar verdim bilemiyorum.  Benden önce çalışsan kişi bir hemşireydi ve başka bir doktorun yanında işe başlayacaktı. Bir süre beraber çalışacak ve sonrasında benim çalışıp çalışmama karar verilecekti. Aha bir kişinin daha gözüne girmeliydim!
Tabi işe kabul edilmem zaman aldı. En zor olanı kabul edildikten sonraki aşamaydı. İşe başlamak?
Ne güzel bir doktor yanında iş bulmuştum. Hemde kendi başıma çalışabileceğim kendimi geliştirmeyi hayal ettiğim bir iş! Ya fabrikaya gireceksin sigortan olacak ya da kaliteli insanlarla çalışıp adam olacaksın. Hele bu işsizlikte bu bulunmaz bir nimet.Mağazada tezgahtar, herhangi bir yerde sekreter de olabilirsin ama bu işin saati belli en azından doktor, yani adam okumuş!
Ama tabi daha aşmam gereken bir sürü tabu vardı.
Önce babam orada çalışmama izin vermedi. Neden vermediğini bilmiyorum. Ama bu konuda içimden geçenleri yazmak istemiyorum. Bir akrabamız ben işe başlamadan bir gün önce bize gelmişti. Tesadüf mü yoksa bilinçlimi bilmiyorum. Ama söylediği aynen şuydu;’ Kız kısmı genç doktorun yanında çalışır mı? Adı çıkar, evinde otursun, çeyizini yapsın!’
İnsanların sonra; ben aslında onu korumak için söyledim deyip arkasına saklandıkları cümleler ne kadar ağır?
Aha buyur buradan yak! Babam hayır diyor. Annem sessiz. Annemin de kendi akrabasına bir şey demeyen babam nedense cıngar çıkartıyor.
Valla dedim istediğinizi yapın, ben çalışacağım. Ben kendi ayaklarımın üzerinde dururum daha fazla üzerime gelirseniz daha da eve gelmem. Tabi o zamanda babamla birbirimize girdik. Büyük ihtimalle yine sopalamıştır. Ama hatırlamıyorum. Kabul edildim ve işe başladım.
Hayatımın en sessiz, en güzel, en karmaşık günlerine adım attım.

25 Aralık 2019 Çarşamba

ZİHİN


Bazı durumlarda aklınıza her şey sonradan geliyor. Aslında söylemek istediği başka bir durum muydu diye düşünmeden edemiyor insan. Bu takıntı durumu yeteri kadar olduğunda duygusal zekânız gelişmiş oluyor.
Sağlık düşünmemeye başladığınız da zihniniz bunu size bir oyun gibi sunuyor. Bilinçaltınız tüm olayları meydana çıkarıyor. Bu sizin ruhen sağlıksız olduğunuzun işaret!
Bir uzman olarak değil bunları yaşamış biri olarak yazıyorum. Karışık ayrıntılar içerisinde boğuluyorsunuz. Bu ayrıntıları düşünmenin de bir yaşı var bence. Aslında yaş ve eğitim ile belki de kendini tanıma ile doğru orantılı.
Yirmi beş ine kadar çok olmayan bu davranışlar yirmi beş ile otuz yaş arasında sorun olarak karşınıza çıkıyor. Bu yazdıklarım; bilimsel bir veriye dayanmıyor ama hayat tecrübesi diyelim.
Otuzunda bir rahatlama ve hayatı kabullenme süreci başlıyor. Kırklarda kim bilir nasıl oluyordur? O dönemlere geldiğimde yazıyor olursam, hislerimi aktarmak kesinlikle harika olacağına inanıyorum.
Oldum olası; lanet bir dürüst olabilme çabasında olmuşumdur. Hayatım her zaman net olmalı diye düşünüyor ve insanların davranışlarını sorguluyordum.duygularınızı rahatlıkla ifade edebilmek için karşınızdakinin bilişsel başarısı ve duygusal zekâsı olmalı gerektiğini ise fark etmem epey zaman aldı.
Kliniğe başladığımda ben tam insan değildim. Örtger hep derki ‘Otuzundan önce insan olunmuyor.’ Gerçi onun duygularını ve davranışlarını anlayabilmem ve kabullenmem için bir on yıl emek vermiş olsam da, şimdi söylemiş olduğu bazı sözleri acayip filozofça buluyorum.
Gacet ise kaç yaşında bu olgunluğa erişmiş bilmiyorum ama ne istediğini bilen duygularını, mantığıyla yoğurabilen bir insandı.
Öyle olmasaydı o ilk iş görüşmesinde beni işe almazdı.
Her zaman benim yapabileceğime inandığını hissettirdi. Benim inatçı ruhumu beceri ve başarı ile donatmam da aktif rol aldı.
Yaşadığım her sıkıntı da ve streste ona danışma ihtiyacı duyuyordum. Ama saçmalamamam gerektiğini düşünerek gereksiz ayrıntıları beynimde temizleyip, mantıklı bir soru, sorun ya da çözüm seçeneği ile kapısını çalıyordum. Ona zayıf görünmek mümkün değildi. Kendimi aptal veya cahil hissetmek ise benim inatçı ve mükemmeliyetçi ruhuma attığım bir tokat gibi geliyordu.
Bazen onun sessiz kaldığı haksızlıklar karşısında bile çok derin manalar buluyor. Olayları akışına ve zamana bırakmasının haksızlık olduğunu düşünen yanım aslında mantıklı davrandığını düşünen yanıma eziliyordu.
Örtger’i olduğu gibi kabullenmek herkes açısından zordu. Çünkü babam gibi zor ve dediğini yaptırma yetisine sahip neye kızdığını anlayamadığınız bir insandı.
Benim net ve dürüst cevap verebileceğime inanır ve net cevap almak istediğinde bana gelirdi.sorular ‘Gömleğim nasıl?’ Diye başlar benden genç görünmüşsünüz pozitif etki yaratıyordunuz cevabını alınca ‘yaşlımıyım?’ Cevabıyla bana kalırdı.
Neye kızacağını kestiremediğim zamanlarda hocam benim babam kadarsınız der. Konuyu kapatırdım. Zekâma güvenirdi ama asla beni pohpohlamazdı. Çünkü bu kısmı abartarak yapıyordu. Gacet özgüven aşılama konusunda ne kadar iyiyse, Örtger abartma konusunda o kadardı.
Ama depresyon halindeyken, aslında beceriksiz bir insan olduğumu ve bu insanların kimse olmadığı için beni çalıştırdığını düşünüyordum. Bana muhtaçlıkları yoktu.
İstediğim muhtaç olduklarını hissetmek değil benim bir işe yaradığım dürtümü doyurmaktı. Beceriksiz, yeteneksiz ve kalitesiz bir insan olduğumu düşünüyor ve yetersizliklerim içerisinde boğuluyordum. Bu kavramlar aslında kişiye göre değişebilen göreceli nitelikler olsa da ben kendime hayatı zehir etmeyi öğrenmiş bir insandım.
İlaçla birlikte sabahları sürünerek uyanmaya ve ayaklarımın ağırlığını hissederek kahvaltı hazırlamaya en azından gergin olmadan ahaliyi evden göndermeye başlamıştım.
 Bazen zihnimde; saçma sapan klinikte Örtger’e kızdığım günler aklıma gelir ohh iyi oldu ayrıldım demeye bile başlamıştım.

24 Aralık 2019 Salı

RÜYALAR


Rüyalar görüyordum. Kimsenin anlamayacağı içimi acıtan rüyalar. Babamın jandarmalar eşliğinde gidişini(görmediğim halde), ninemle ekmek yaptığımız fırın yerini, kuyunun başında yemek yiyip, geceyi geçirdiğimiz sıcak yaz gecelerini, babamın yanakları kan içinde alkollü olduğu o geceyi, kalp krizi geçirdiğinde yaptığımız o uzun hastane yolculuğunu…
Dedemin rahatsızlığında lohusa halimle hastaneye gidip,  görüntüleme sonuçları aldığım,  karlı Ocak gününü, büyük erkek kardeşimin şaşı gözlerini, kardeşimin boynunu büktüğü o düğün günümü, Cemalin evi terk ettiğini, tabakları kırdığımız o kavga sabahını durmadan bilinçaltımı karıştırıyordum.
Örtger’in babama benzeyen yanaklarını, ellerini, Gacet’in kapının arkasında sessizce kaldığı o günleri, telefonunu kurcaladığımı sandığı yeni işe başladığım dönemleri, dedemin yatakta yemek yiyemediği kilo verdiği sessizliğe gömüldüğü günleri, anneannemin evindeki zambakları, yazarlık kursu hocamın kel olan halini saçlı görüyordum.
Bazen bittiğini zannedip, tekrar uyuyor ve kaldığım yerden bu işkencenin devam ettiğini görüyordum gözlerimi açamıyordum. Uyanamıyordum.
Ruhum, bedenime resmen işkence ediyordu…
Bir gece kalbimde aslen vicdanımda çok derin bir acıyla uyandım. Nenem zihnimdeydi… Eski halleri, şu anki yatalak haliyle zihnimde canlanıyordu. Yüreğime bir taş vurulmuş gibi acıyordu. uyanmıştım ama acım devam ediyordu. Ev sanki köyde yağmur yağmuş gibi toprak kokuyordu.
Gecenin üçüydü. Ninem öldü dedim. Kesinlikle öldü ve ruhum sıkılıyor diye düşünüyordum. Odaları gezdim, su içtim acım hala devam ediyordu. Bacaklarımı karnıma çekip bir köşede ağlamaya başladım. İçimden acımı atamıyordum.. Öldü diye de bağırıyordum.
Duşa girdim en sıcak ayara getirip suyun altında ağlamaya başladım. Gözyaşlarım suyla birlikte akıp gidiyor gibi hissediyordum. Kendimden utanıyor ve nefret ediyordum. bu dünya yalan ninem öldü diye ağlıyordum.
Zihnim en kötü haliyle benim acılarımı yüzüme vuruyordu. İşte gitti. Şimdi acı çekiyor diye ağlamaya devam ettim. Duştan çıktığımda gözyaşlarım bitmişti. Cemo o halimi görünce ne olduğunu soruyordu. Nenem öldü Cemo bunu hissediyorum diyordum. ‘Saçmalama yat .’diyordu. ‘Uyuyamıyorum gözlerimi kapatamıyorum.’ dedim. Gitti yattı
Kuran okumaya başladım öldüyse ve kimsenin haberi yoksa şu an ikimizin de rahatlaması için buna ihtiyacımız olduğunu düşünüyordum. Bazen ağlıyor, ağladığım içinde kendimi suçlu hissediyordum.
Sabahın olması ve annemi arayabilmek için sabırsızlanıyordum. Bir kere sesini duysam yeterdi. Uyuya kalmışım. Sabah uyandığımda evde sadece ben ve oğlum vardık.
Gözlerimi açamıyordum ağlamaktan o kadar şişmişti ki ne yapacağımı bilemiyordum. Balkona çıkıp nefes aldım. Boğuluyordum. Sanki biri boğazımı iki eliyle sıkıyor ve var gücüyle bastırıyordu.
Yalandı her şey, hayat, insanlar, bu berbat ev, çocuklarım, eşim, bir gün ölmem gerekiyordu ve bu o andı.
 Annemi aradım açmamıştı. Kim bilir nerelerdeydi? Durmadan çıldırmış gibi onu arıyordum. kötü bir şey olsa, ölüm haberi bana gelirdi. Mutlaka arardı. Bu bile içimi rahatlatmıştı. Sonra belkide biraz daha zaman geçmesini bekliyor diye düşünmeye başladım. Bu gece yaşadığım her neyse gerçekten büyük bir acıydı.
Bana geri dönüş yaptığında öğleden sonraydı. Koltuğun kenarında kıvrılmış gözlerimi açamadığım depresif hallerimden birini yaşıyordum.
Hiç birşey olmamıştı. Ninem gayet iyiydi. Rüyalarımı anlatırken ağlıyordum.

19 Aralık 2019 Perşembe

DÜŞÜNCELERİN SUSKUNLUĞU


O gece bu bankta ölmüş olsaydım şimdi ne yapıyor olurlardı diye düşünüyordum. İkimizde karanlığın sessizliğine bırakmıştık kendimizi… Düşüncelerim susmuyordu. Cemo sessizce beklediğimizi düşünüyordu. Belki de onunda düşünceleri susmuyordu.
Ben ölmüş olsaydım şimdi ne yaparlardı? Yeni bir hayatın başlangıcı olması için ne yaparlardı? Ne kadar ağlarlardı? Kızım ne yapardı? Şu aralar beni görmekten nefret eden ergenus n’apardı? Oğlum sabah uyandığında anne diye seslenir miydi?
Yataktan kalktığında onunla kim oynayacaktı? Yanaklarını öpüp ellerini kim koklayacaktı. Ergenus okuluna devam eder miydi? Yıllarca annesiz yaşamanın acısını yüreğinde taşıyıp, sert ve duygusuz bir birey olur muydu? Annesinin neden intihar ettiğini ve bırakıp gittiğini sorgulayıp arkamdan lanet okur muydu?nasıl bir hayatları olurdu diye düşünmeden edemiyordum kendimi.
Hala suskunduk. Cemo’nun hayatını mahvetmiştim. Yıllardır her şeyi mahveden bendim. Beden gücüyle çalıştığı bir işi varken yollar bulup eğitim alması için diretmiştim. Sonuç beyin gücüyle çalışıp oturduğu yerden kalkmayan bir işi olmuştu. Ama ben onu sevdiği ve istediği hayattan koparıp bambaşka bir düzenin içine girmesini sağlamıştım.
Herkesin hayatını mahvediyordum. Yıllar önce; rutubetten mahvolmuş, kapısını açtığında tuvaletiyle karşılaştığımız bodrum katına taşınmak için niyetlendiğimizde, bu hayatın boktan ve Cemo’nun güçsüz bir insan olduğunu düşünmüştüm. Ayrılır mıydık? Ayrılsaydık çocuklarımız olmadan daha iyi mi olurdu?
Lanet olsun bir türlü istediğim gibi olmamıştı. Bu hayat beni mahvetmişti. Ve ben şu an acılarıyla ağlayan bir kadın olmuştum. Üzüntüyle yoğuruyordum bedenimi. Sürekli ağlak bir halim vardı. Kimsenin başına bir şey gelmiyor muydu? Elbette insanların hayatları zordu.
Benimkide hiç kolay olmamıştı. Bana hayatımı kolaylaştıran bir annem ve babam olmamıştı. Ben aksine onların hayatları daha iyi olsun diye yıllarca çırpınmıştım.
Neden insanların hayatlarıyla uğraşıyordum ki? Neden her şey dokunma ve değiştirme ihtiyacı hissediyordum. Kendi hayatıma baksaydım ve hiçbir şey umurumda olmadan devam etseydim.
Bunu neden yapamıyordum, bunu kendime neden yapıyordum?
Ağlamaya başladım. Başımı Cemo’nun omzuna koyup ağlıyordum. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Hiçbir şey söylemiyordu. Beni teselli etmesine gerek yoktu. Beni teselli edecek kelimeler Cemo da yoktu.
Hayatımın en zor ilk anında yanımda o vardı. Babamın gittiği o düğün günü benim alıp karşısına nasıl istersen öyle olsun dediği ilk gündü. O günden sonra sürekli olarak yaşamımızda badireler atlatmıştık ve birçoğu benim eylemlerim Cemo ‘nun suskunlarıyla geçmişti.
Neden susuyordu. Neden? Şimdi bana söyleyebileceği hiçbir şey yok muydu? Ne demeliydi? Ne derse bu gece buradan mutlu ayrılırdım.
Hiç bir şey…
Ben hep acelem ve öfkemle hareket ediyordum o sessizliğe bırakıyordu kendini…
Ağlamaya devam ediyordum. Bir süre ağladım. Hepinizin hayatını mahvettim. Şu halimize bak ne kadar mutsuz bir haldeyiz hepsi benim yüzümden dedim. Sustu. Ağlamaya devam ettim.
Düşüncelerim darmadağındı! ‘Mutsuzum.’ dedim.’ Bu evlilik daha fazla yürümesini istemiyorum. Hepinizi mutsuz ediyorum.’ Dedim. ‘Sana yaptıklarım için çok üzgünüm özür dilerim ama bunun bir çaresine bakmalıyız ve iki yetişkin insan gibi bunu halletmeliyiz.’ diyordum.
Sustu.
‘Sevmiyorum artık hiçbirinizi, nefret ediyorum yaşamaktan, nefret ediyorum insanlardan, saçma sapan davranışlarından, senin sessizliğinden nefret ediyorum.’ dedim.
Sustu.
Madem sessizlik her şeyi çözüyordu. Bende sustum. ‘Ben gidiyorum gelecek misin’? dedi. Sustum. Biraz daha bekledi. Oturduğu yerden binaların arasından görebildiği boşluğa bakıyordu. Ne varsa o boşlukta, neden susuyorsa?
‘Hadi gidelim.’ dedi, gitmek de kalmakta istemiyordum. Ne yapacağımı bilemiyordum. ‘Bu gece bu olayı netleştirelim. Lütfen, daha fazla bu şekilde yaşamak istemiyorum.’ dedim.
‘Hadi üşüdüm eve gidelim.’ dedi. Neden beni duymamış hiçbir şey yokmuş gibi davranıyordu ki? ‘Hayır, gelmeyeceğim burada bu akşam anlaşacağız ve iki sağlıklı yetişkin gibi bu işi çözeceğiz.’ dedim. ‘Hadi eve gidelim sen onu iki çocuğumuz olmadan düşünecektin, bu saatten sonra ayrılık mayrılık yok!’dedi. Elini uzattı ısrarını belli etmek için uzatarak ‘hadi’ diyordu.
Sanki tüm dünyayı o başıma yıkmış gibi kızgınlık ve kırgınlıkla bekliyordum. Eli hala başımın önünde beni bekliyordu. ‘Hadi bak gideceğim sende ne yaparsan yap !’dedi. Korktum gerçekten bırakıp gitmesinden korktum ama elinden tutmaya da gururum elvermiyordu. ‘Seni bırakacak olsaydım, İstanbul ‘dan gelip Çanakkale ye seninle evlenir miydim?’ dedi. Sen beni bırakacak olsaydın Çanakkale’den İstanbul’a gelir miydin diye ekledi?
Hadi evimize gidelim çocuklarımıza bakalım. Biraz dinlen sonra konuşuruz dedi.

15 Aralık 2019 Pazar

İNTİHAR


Bu gece ölmeliydim diye düşünüyordum. Bankın üstüne oturmuş ne hissettiğimi anlamaya çalışıyordum. Ben neydim, ne yapıyordum? Hayatım eninde sonunda bitecekti. kimseye bunları yaşatmamam gerekiyordu.
Beni seven eşim, son zamanlarda çatışmalarımızın sınırsızlığını oluşturan bir ergenus ve bana ihtiyacı olan bir çekirdeğim vardı. Onların hayatlarını da mutsuzluğa sürüklemememin bir anlamı yoktu!
Bu hayatın bir anlamı yoktu!
Kendimi bu hale getiren bendim. İşe yaramaz bir halde olduğumu düşünüyordum. Ben neydim? varlığımın bir anlamı yoktu. Var olmam gereklilikti. Bu dünyadan kopmuştum.
Berbat bir evlattım, eştim, anneydim ve bunun düzelmesinin mümkün olmayacağını düşünüyordum. ilaçları çıkardım, güçsüzdüm, eğer güçlü olsaydım bunları kullanmak zorunda kalmazdım. İçimdeki mükemmeliyetçi hiç susmuyordu.
Bu bankta her şey yeni bir sonla başlayacaktı. Gözlerimden yaşlar damlıyordu. gecenin ayazı yüzüme vuruyordu. bu gece bu işkence bitecekti. Yeni başlangıç olacaktı. kahretsin yanıma su almamıştım. Bunu bile beceremiyordum. Bu halime de ağlamaya başladım. Eve döndüm.
Kapıyı açan çocuklarım nerede olduğumu sorguluyor ve boynuma sarılıyorlardı. Cemo; yürümek isteyip istemediğimi sordu. Beni rahat bırakmalarını söyledim ve yatağa attım kendimi. bu gece bu işi tamamlayacaktım.
Kapıyı kilitledim önce uyumaya çalıştım. Uyuyamadım. Cemo durmadan kapımı çalıyor nasıl olduğumu merak ediyordu. gitmesini söyledim. çocuklar uyumuştu. Cemo sessizdi. Yataktan çıktım duş aldım. bu günü onlar iyi hatırlasınlar diye küçük notlar yazdım.
Cemo uyandı nasıl olduğumu merak ediyordu. Sustum, mutsuzum dedim. Nasıl istersen öyle olsun diyordu. Kafamdan geçenleri bir bir sıraladım. sadece bu zamana kadar çok zorlandığımızı ve yolumuza devam etmemiz gerektiğini söyledi. Uyuması gerekiyordu işe gidecekti. Bir anda onu da üzdüğümü ve daha iyisini hak ettiğini düşündüm.
Bu gece bu iş bitmeliydi…
Hepsinin hayatında daha iyi biri olabilirdi. ilaçları ve suyu aldım. Yatağımı düzelttim güzel ölmeliydim. Uyuduğumu düşünmeliydiler…
İlaç paketini açtım. İçinde oğlumun yara bandı vardı. Hepsini birer birer öptüm. Kızımın yanakları ne kadar güzel kokuyordu. Oğlum en derin uyku haline geçmişti. ahh o elleri yumuşacıktı. Yıllarca hayatını değiştirmek yönünde mahvettiğim kocam gecenin yorgunluğuna kendini bırakmıştı.
Gözlerimi kapadım en güzel en mutlu günlerimizi düşünmeye çalıştım. Olmadı. Çaresizliğim aklıma geldikçe ağlıyordum. ilacı göğsüme koydum. Oğlumun yara bandını göğsümün üstüne yapıştırdım. Beni yıkamasınlar onunla çürümek istedim.
Köyüme götürsünler istedim her şeyi düşünüyordum. Annemi, babamı, kardeşlerimi, çocuklarımı benden sonraki hayatlarını, her şeyi düşünüyordum.
Vazgeçmemeliydim. Bir yandan da ne kadar içersem ölürüm diye düşünüyordum. Başka yöntemler de aklımdan geçiyordu.

12 Aralık 2019 Perşembe

DEPRESİF


İki satırla başlayıp bir sayfa yazıya nasıl dönüşeceksin merak ediyorum?
Her şey yolunda gidiyordu her zaman ki gibi meraklarım devam ediyor, dikiş makinesi evin başköşesinde, kış gelmiş ipler ve şişler koltuğun üzerinde duruyordu. Gece gelen ilham ile eskileri hatırlıyor ve zihnimdeki odalarına yerleştirmek için yazılar yazıyordum.
Bir anda yoğunluk ve yorgunluk başladı. Artık bilgisayarımın başına oturmak bile istemiyordum. Kendime oluşturduğum yazı köşem mutfak masasının köşesiydi ve o alan artık boş kalan bir köşeydi.
Hissedip, hatırlayıp yazdıklarımın ne kadar saçma olduğunu bu kadar özelimin özel olarak kalması gerektiğini düşünüyordum. Artık olumsuzlukları bir türlü kafamda oturtamıyordum. Beceriksiz ve fazla abartan bir kişi olarak hissediyordum.
Uyanmak ve yeni güne başlamak tam bir işkenceydi. Çok sevdiğim köyüme gitmek istemiyor, evden çıkıp markete uğramak tam bir işkence geliyordu. Bitmek bilmeyen çocuk istekleri, evdeki ahalinin sorumlulukları gözüme batıyordu.
Kendimden, yaşadıklarımdan, ailemden, her şeyden nefret ediyordum. Uyku benim en iyi kurtarıcımdı. Önce halsizlik başlamıştı. Doktora gitmiş ve fizyolojik bir sorun olduğunu düşünmüştüm.Fizyolojik bir problem yoktu. Ama benim kendimi sevecek takatim kalmamıştı.
Önce evdeki çiçekler bir bir kurudu. Standart işleri rastgele yapmaya, kapı çalınca açmamaya, çocuğum eline telefonu verip uyumaya başladım.
Yaz geldiğinde köye gitmek istemiyordum. Evde olmak istiyordum. Oranın ruhu beni sıkıyor ve geriyordu. İnsanların başka insanların hayatları hakkındaki düşünceleri kendime yoğurmaya, saçmalama alanlarını kafamda büyütmeye başladım.
Biz neydik ki? Ben ne idim? Hiçbir şey yazamayan ben ne idim?
Enerjik olduğum dönemlerde kayıt olduğum yazarlık kursuna devam ettim. Eşim izinlerini ayarlamış ben ise bir tam günü en azından kitap okuyan ve kendini geliştirmiş insanların içerisinde geçiriyordum.
Bu da yetmiyordu. Sürüklenerek neredeyse kursa gidiyordum. Köye gitmemek için kursu bahane etmiştim. Seçim olacak kurs devam edecek diye umuyordum. Seçim sonrası kurs yönetim değişikliği sebebiyle bitirildi.
Yazma becerisi geliştirme deneyimime yeni şeyler eklerim ve yanlışlarımı görme yetisine sahip olurum diye kayıt olmuştum.
İlk fark ettiğim şey ben geçmişte yaşıyordum. Geleceğe dair bir kurgu ve hayal gücümün olmadığıydı. Bu beni daha olumsuz düşüncelere itti. Mesela bir adam uyandığında güneşin artık olduğu gezegende doğmadığını görüyordu. Ben olayı geçmişe götürüyor ve kurgu üzerine hayal kuramıyordum.
Geçmişte yazıyordum. Güneş benim için doğmuyordu. Bu halimle kursunda bitmesiyle köye gittim. herşey gözüme batıyor, yaptıklarımı istemeyerek yapıyordum. Bazen mutlu olsam da, kimsenin olmasını istemiyordum.
Mide bulantılarım başladı, yemek yiyemiyor, kimseyi görmek istemiyordum. Bir ara bu yaşamın benim için olmadığına bana kaderin yaptıklarının acımasız olduğunu ve bu hayatımı kendi ellerimle berbat ettiğimi ve temizlemem gerektiğini bile düşündüm.
Gezdiğim her yerde aklıma bir şeyler takılıyordu. Dedem ölmüştü, ninem yatalaktı, annem yorgun babam varlığıyla yokluğu hissettiriyordu. Cemo her şeyi üzerime yığmıştı, sanki ne halin varsa gör der gibiydi. Ergenusun probleri ise beni daha çok yoruyordu. Bu halimle mutsuz bir tatil geçirip eve döndüm. Bir akşam şimdilerde abartmamam gerektiğini düşündüğüm bir ergen vakası ile ağlamaya başladım ve üç gün boyunca avazım çıkana kadar bağırıp ağladım. mutfağa girmedim, salona girmedim, kapıyı kapatıp sadece ağladım…

14 Aralık 2012 Cuma

İç döküş


Bu uykuyu kaçıran nedir bilmiyorum. Son zamanlarda her şey düzensiz. Aslında düzenli bir işim var, kızın dersleri zor olsa da akşamları bir şekilde bitiyor. Yaptığım şeyler var, mesela; elma sirkesi yapımı gayet başarılı gidiyor, reçeller ayvadan başladım, nar reçeli bu yıl zorluyor beni ama hala içimde yarım kalan bir şeyler var.
Canım sıkılıyor, tamam düzenli bir işim var ama enerjim yok. Ben bambaşka hayaller kuruyorum .ne zaman evde oturup çocuklarıma annelik yapacağım , bir kez daha ne zaman anne olacağım, bunlar beynimi kemiriyor. Yaşlanıyorum, mutsuz bir yaşlanış bu!
Günler çok hızlı geçiyor ve ben hiçbir şeye yetişemiyorum sanki. Kızımın büyüdüğünü, evimin sıcaklığını, başka hayallerimi hep erteliyorum gibi…
Evde kalsam dikiş diksem, bir kursa yazılsam, ne bileyim etkinliklere, toplantılara katılsam, yemek yapsam, misafir ağırlasam, evimi aceleyle değil seve seve temizlik yapıp, pastalar, börekler yapsam …
Ne zaman olacak bunlar, otuz yaşındayım daha ne kadar bu tempoda götürebilir bu yarım hayatı!
Neden insanlar kıymet bilmiyor,  hakkında bu kadar kolay fikir yürütebiliyor, ön yargılı olabiliyor. Ne kadar kolay lekelemek, silmek, hor görmek, aşağılamak!
Offfffff içim dopdolu birde boşaltsam, dertleşsem kendimle, bir anlatsam kendime kendimi ne güzel olurdu.

7 Şubat 2012 Salı

BANA NE OLDU ?


Bazen kliniğin çatısına çıkıp bağıra bağıra şarkı söylemek, çevre halkı toplayıp gösteri yapmak, kliniğin ortasında dokuz sekizlik duyunca formayı kalçamın üzerine sokup, yandan yandan göbek atasım, daha tedavi alalı 24 saat olmamış bir çocuğunun ateşinin düşmesinin gerektiğini düşünüp gelen annenin doktor iyileştiremedi dediğinde kulaklarına mandalları sıra sıra dizmek, kızdıklarımın burun deliklerine; işaret ve orta parmağımı sokup yukarıya kaldırmak, kirpiklerini tek tek cımbızla koparmak, başparmağım ile işaret parmağımı birleştirip burun uçlarına şamar atmak, enjeksiyon yaparken bir çocuğu tutamayanların ellerine cetvelle vurmak, sağ kulağımdan damlayı koyuyorum soldan çıkıyor diyen zihniyetin beynindeki boşluğu sağ kulaktan şişi sokup sol kulaktan çıkartmaya çalışmak  ve bunları yaptıktan sonra kliniğin ortasında huysuz virjin gibi castrı castrı oynamak, geliyor içimden.
Bu aralar ben tedavisini alalı 24 saat olmayan çocuğa iyileşmedi, doktor iyi değil, ateşi düşmedi diyen anneye sabırla tedavisinin nasıl ilerleyeceğini anlatıyor, vaginal ovulu tablet diye yutmaya çalışan zihni kardeşime doğru pozisyon ve koyma şeklini tarif ediyor, canla başla doğru hastaları doğru doktor ve hastaneye yönlendirmeye çalışıyor, benim dilimi bilmediğini önemsemeyip sanki ben onun dilini bilmek zorundaymışım gibi davranan hastalara sabırla google translate nin başına oturup sakince ve güler yüzle anlaşıyor, her şeyi daha ilk kez yapıyormuş gibi canla başla çalışıyorum. Sabah ayaklarımın sucuk gibi ıslanmasına izin verip kulağımda müzik bangır bangır işe geliyorum.


Her ne kadar Dr Gacet benim normal halimin bu ve bu halimden çok memnun olduğunu söylese de. Aslında biraz şizoid olduğumu ve sitalopramın beni mutluluk ve enerji konusunda  pik yaptırdığının farkındayım.

31 Ocak 2012 Salı

Yeni bir sayfa


Sitalopram a başlayalı 9 yıl oldu. Neden sırf geçmişi unutmak için, yeni bir sayfa açmak için.

Köy kızıydım ben. Asi, dediğim dedik, mücadeleci bir yapım vardı. Yılmazdım, bıkmazdım hiçbir şeyden. Hayallerim, sevdiklerim vardı o küçük kasaba da.
Liseyi bitirmiştim üniversiteye babam göndermedi inat ettim yine olmadı. Bir sevdiğim vardı sınıf farklılığı yüzünden olmadı. O benim kadar mücadele etmedi. Bende ona değmeyeceğini anlayınca vazgeçtim.
Çalıştım, sevdim, umutlandım, mücadele ettim. Ve artık olmayacağını benim gönlümü bu kasabadakilerin anlamadığını  anlayınca büyük bir şehre göçme vakti gelmişti.
Kimine göre bir kaçıştı bu. En yakınımdakiler tarafından sırtımdan vuruldum resmen bu dönemde, kirli olduğumu söyleyende oldu, hafif bir kız olduğumu ve kaçmam gerektiğini söyleyende. Küçük bir köyde yaşarsanız anlarsınız elalemin ağzı torba değil ki büzesin. En yakın tanıdığın bile bir sürü dedikodu çıkarır.
Motosikletle süt satan, düğünlerde bir kenarda çerez satan kızda pek ahlaklı değildi onlara göre. Şimdi o konuşanların hepsinin evlatları çok mutasıp yaşamıyorlar ama işte o zaman vurmak onlar için çok eğlenceliydi. En yakınlarım bile bu kız evlendikten sonra iki günde döner dediler.
Dönmedim ben kocamı sevdim. Ve isteyerek geldim bu şehre. Bir zamanlar acıların kadını edalarıyla geziyordum başımdan geçenler az buz değildi. Hiç unutmadım orada yaşadıklarımı, insanların söylediklerini, sevdiklerimi, özlemlerimi oradaki gözyaşlarım buradakilerle karıştı çoğu zaman. İşte o zamanlarda başladım sitaloprama her şeyi unutturuyor, sanki hiç yaşamamışım gibi hissettiriyordu.
O yanımda olmasaydı ben şimdi burada olamazdım belki de.
Şimdi gerçeklerle yüzleşme zamanı. Geçmişi unutma, her şeyle yüzleşme zamanı geldi.
Mutluyum beni çok seven bir eşim, bir çocuğum, işverenlerim ve hatta hastalarım var.
Artık dönmüyorum o küçük köyde yaşayanlara, yaşananlara dönmeyeceğim de.
Kararımı verdim ben artık geçmişi sildim unuttum hepsini.

1 Kasım 2011 Salı

YAPILACAKLAR LİSTESİ

Blogumu hergün güncellemem lazım
Girmem gereken 25000 hasta kaydı var
Evi daha düzenli hale getirmem lazım
Bayrama gidiyorum Çanakkaleye
Kızıma vakit ayırmam gerekli
Uykudan başımı kaldırıp dikişle uğraşmam gerekli
İşyerinde düzene oturtmam gereken bir sistem var
Peki ben bunları yaparsam mutlu olacakmıyım ? Hayır.bunlar sadece yapılacaklar listesi ,birde mutlu olunacak şeylerin listesini çıkartmam gerekli ama öyle bir liste yok !
ev almış başını gidiyor hafta sonları yapılan üstün körü bir temizlik haricinde hiç bir şey yok .Namazlarım kalıyor kaldıkçada kalıyor ...İşyeri desen öylesine gidiyor rutine bağlamış durumda ,artık herşeyin ucunu kaçırdığımı ,hiçbir şeyi takip edemediğimi  düşünüyorum.Yeni bir sistem geldi ve bu sistem beni korkutuyor heran bir şey olacakmışta  yani sistem çökecekmiş falan filan Dr Örtger ağzıma yüzüme edecekmiş gibi geliyo. Korkuyorum bu adamdan yaaa...antidepresanları avuç avuç içiyorum ama bununla alakası yok sanırım ben kesinlikle melankolik bir insanım. Hep mutsuz olmak taa içime işlemiş kafam gene karma karışık oldu . toplayacağım kendimi  toparlayacağım offff