mutsuzluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutsuzluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2021 Cumartesi

YORULMAK

 

Neredeyse her yıl Aralık ayında başlayıp Mart ayında benden giden yazı ile anlatma becerimi kaybettim.

2020 yılının iyi başladığını benim için şanslı bir yıl olacağını düşünüyordum. Yazdığım tiyatro oyunu ile katıldığım yarışmanın kazanacağıma inanıyor. Sanki başka bir dünyada yaşıyordum.

Bu yazıyı ise artık odaklanmakta zorlandığım, hislerimin karmakarışık olduğu, düşüncelerimin karışıklığını kendime vakit ayırarak çözmeye çalıştığım bir dönemde zorla yazıyorum.

Hissettiklerimin birçoğu ve düşüncelerimin karmaşıklığı, hatıralarımın silinmiş halini yaşıyorum.

2020 iyi benim için iyi başlamıştı. Kendime olan güvenimi hissetmeye ve kendime, doğrularına inanmaya başlamış daha sosyal, iletişimi yoğun günler yaşamaya başlamıştım. Yazmayı, yorulmayı, yorulduktan sonra dinlenip tekrar başlamayı öğrenmiştim.

Yeni heyecanlar ve olaylar katmıştım hayatıma… Bulunduğum hayatın hep istediğim hayat olduğunu bunun için ne kadar çalıştığımı düşünüyor, ara sırada şansımın yaver gittiğini hissediyordum.

Geride kalanları şu an ile yoğurmayı başarmış. Bana kattıklarını düşünüp mutlu oluyor, kendime methiyeler düzüyordum.

Dünya da yepyeni şeyler oluyor, ülke görebildiğimiz iyilikler kadardı. Benim ise umurumda değildi, ben iyi olmalıydım.

Mart ayı gibi, ailevi ve maddi bir durumdan dolayı gitmek zorunda kalmıştım. Bu mali sorunlar ben oradayken olurdu. Ama bu kez acil olan bir anne çağrısı ile yollardaydım. Küçük kardeşim beni alıp evine getirmiş ve bir günü beraber geçirmiştik. Ardından büyük kardeşimin evine geçip orada da yaşadığımız durum ve çözümleri konusunda hemfikir olduğumuza karar vermiştik.

Çok güçlü bir aile olduğumuzun ve bunun aile birliğine, beraberliğine katkısını inanılmaz hissetmiştim. Hayatımda yeni adımlar atmış ve bunların meyvesini tattığıma inanıyordum. Bazı olayların artık olup bittiğine inanmıştım. Bu olanların bir daha olmayacağına inanmasam da, kendimi bunları aşabilecek güçte hissediyordum.

Yorulduğumu hissedip dinleniyor. Baktığım yerden kendimi iyi görüyordum. Kendim için kendime bakmalı ve varlığımdan mutlu olmaya çalışıyordum.

Bir daha bu tip krizler yaşadığımda önceliğin ben ve çekirdek ailem olduğu konusunda güçlü hissediyordum.

Sabahları kalkıp kuyunun başında oturuyor gün aydınlana kadar bekliyordum. Yıldızlar umudumdu ve onları kayboluşunu seyretmek bana huzur veriyordu.

Sağlığım iyi değildi ama ruhum yaralarını sarmıştı.

24 Aralık 2019 Salı

RÜYALAR


Rüyalar görüyordum. Kimsenin anlamayacağı içimi acıtan rüyalar. Babamın jandarmalar eşliğinde gidişini(görmediğim halde), ninemle ekmek yaptığımız fırın yerini, kuyunun başında yemek yiyip, geceyi geçirdiğimiz sıcak yaz gecelerini, babamın yanakları kan içinde alkollü olduğu o geceyi, kalp krizi geçirdiğinde yaptığımız o uzun hastane yolculuğunu…
Dedemin rahatsızlığında lohusa halimle hastaneye gidip,  görüntüleme sonuçları aldığım,  karlı Ocak gününü, büyük erkek kardeşimin şaşı gözlerini, kardeşimin boynunu büktüğü o düğün günümü, Cemalin evi terk ettiğini, tabakları kırdığımız o kavga sabahını durmadan bilinçaltımı karıştırıyordum.
Örtger’in babama benzeyen yanaklarını, ellerini, Gacet’in kapının arkasında sessizce kaldığı o günleri, telefonunu kurcaladığımı sandığı yeni işe başladığım dönemleri, dedemin yatakta yemek yiyemediği kilo verdiği sessizliğe gömüldüğü günleri, anneannemin evindeki zambakları, yazarlık kursu hocamın kel olan halini saçlı görüyordum.
Bazen bittiğini zannedip, tekrar uyuyor ve kaldığım yerden bu işkencenin devam ettiğini görüyordum gözlerimi açamıyordum. Uyanamıyordum.
Ruhum, bedenime resmen işkence ediyordu…
Bir gece kalbimde aslen vicdanımda çok derin bir acıyla uyandım. Nenem zihnimdeydi… Eski halleri, şu anki yatalak haliyle zihnimde canlanıyordu. Yüreğime bir taş vurulmuş gibi acıyordu. uyanmıştım ama acım devam ediyordu. Ev sanki köyde yağmur yağmuş gibi toprak kokuyordu.
Gecenin üçüydü. Ninem öldü dedim. Kesinlikle öldü ve ruhum sıkılıyor diye düşünüyordum. Odaları gezdim, su içtim acım hala devam ediyordu. Bacaklarımı karnıma çekip bir köşede ağlamaya başladım. İçimden acımı atamıyordum.. Öldü diye de bağırıyordum.
Duşa girdim en sıcak ayara getirip suyun altında ağlamaya başladım. Gözyaşlarım suyla birlikte akıp gidiyor gibi hissediyordum. Kendimden utanıyor ve nefret ediyordum. bu dünya yalan ninem öldü diye ağlıyordum.
Zihnim en kötü haliyle benim acılarımı yüzüme vuruyordu. İşte gitti. Şimdi acı çekiyor diye ağlamaya devam ettim. Duştan çıktığımda gözyaşlarım bitmişti. Cemo o halimi görünce ne olduğunu soruyordu. Nenem öldü Cemo bunu hissediyorum diyordum. ‘Saçmalama yat .’diyordu. ‘Uyuyamıyorum gözlerimi kapatamıyorum.’ dedim. Gitti yattı
Kuran okumaya başladım öldüyse ve kimsenin haberi yoksa şu an ikimizin de rahatlaması için buna ihtiyacımız olduğunu düşünüyordum. Bazen ağlıyor, ağladığım içinde kendimi suçlu hissediyordum.
Sabahın olması ve annemi arayabilmek için sabırsızlanıyordum. Bir kere sesini duysam yeterdi. Uyuya kalmışım. Sabah uyandığımda evde sadece ben ve oğlum vardık.
Gözlerimi açamıyordum ağlamaktan o kadar şişmişti ki ne yapacağımı bilemiyordum. Balkona çıkıp nefes aldım. Boğuluyordum. Sanki biri boğazımı iki eliyle sıkıyor ve var gücüyle bastırıyordu.
Yalandı her şey, hayat, insanlar, bu berbat ev, çocuklarım, eşim, bir gün ölmem gerekiyordu ve bu o andı.
 Annemi aradım açmamıştı. Kim bilir nerelerdeydi? Durmadan çıldırmış gibi onu arıyordum. kötü bir şey olsa, ölüm haberi bana gelirdi. Mutlaka arardı. Bu bile içimi rahatlatmıştı. Sonra belkide biraz daha zaman geçmesini bekliyor diye düşünmeye başladım. Bu gece yaşadığım her neyse gerçekten büyük bir acıydı.
Bana geri dönüş yaptığında öğleden sonraydı. Koltuğun kenarında kıvrılmış gözlerimi açamadığım depresif hallerimden birini yaşıyordum.
Hiç birşey olmamıştı. Ninem gayet iyiydi. Rüyalarımı anlatırken ağlıyordum.

16 Aralık 2019 Pazartesi

YAŞARKEN ÖLMEK


Herkes çok mutluydu. Bende olmayan her şey herkeste vardı. En önemlisi mutluluk! Mutlu değildim, ne istediğimi bilmiyordum. İnsanların beklentilerini karşılayan psikolojiye sahip değildim.
Saçmaydı işte, saçma sapan şeyler kafalarına takıyorlar benimle saçma sapan şeyler için konuşuyorlardı. Hayat bu muydu? İnsanlar böylemiydi? İnsanların ne düşündüğü bu kadar önemlimiydi?
Düşünceler kafamda dönüp duruyordu. Tüm olanları yazmamın sebebi bunları bilin diye değil! Herkesin hayatında belli dönemeçler olduğu ve bu olumsuz duyguları yaşadığını düşünüyorum. Tek sorunumuz insanların gerçekten hissettiklerini söyleyememeleri. Aslında gerçek hislerini paylaşacağın, ortak noktaların olmasa da olur, insanlar olmalı hayatında.
Bunları yaşaman normal ama yaşadıkların günlük hayatını etkiliyor ve rutin günlerinin etkileyen sosyal hayatını zora sokan bir düşüncelerin ile yoruluyorsan burada bir sıkıntı var demektir.
Herkes yaşıyor ama atlatması sorun sanki?
Günlük rutinimi bozmuştum bende artık bu hayatta olmak istemediğim anları sıklıkla yaşıyordum. O gece; balkona çıktım dışarıyı seyrettim, bir ara balkondan atlarsam nasıl ölebileceğimi düşündüm. Rüzgârı hissedecektim, önce hangi organım toprağa sertçe çarpardı acaba? Bacaklarım ve kaburgalarım kırılır ağzımın kenarından ufak bir kan sızıntısıyla hafifçe öksürür ve yaşamın yeni haline kendimi bırakırdım diye düşünüyorum.
İlaçlarım hala elimdeydi. Yara bandı göğsümde yapışmıştı. İçeriye girdim. İlaçtan bir tane aldım. Koridorda gezinmeye başladım. Bir tane daha içmeliydim. Yatağa gittim ağladım ağladım.
Yaşadıklarıma ağladım, yaşayacaklarımdan korktuğum için ağladım, kendim için ağladım, çocuklarım için ağladım, perperişan geçmiş bir türlü düzelmeyen hayatım için ağladım.
Devamını içmedim, ölmek için daha iyi bir zemin hazırlamalıydım. Yorganı başıma çekip unutmaya çalıştım. Zihnimde çarpışıp duran düşüncelere bir susun ya! Dedim.
Sabah yine kalkmadım. Herkes evden gittiğinde bende birçok işi hallederim diye kendimi sessizliğe bıraktım. Doktorumdan randevu aldım. İlacımı içmediğimi ve şu halimi anlatmak için sabırsızlanıyordum. Belki bir hastaneye yatmam gerekti. Off çevremdeki insanların yüzüne nasıl bakardım. Deli gözüyle bakacaklardı bana…
Nefret ettim bir daha kendimden… Hiçbir işe elim gitmiyordu. Bir odadan diğerine gitmek bana dünyanın en zor işi gibi geliyordu. Oğlumun anne deyişinden nefret ediyordum. Rahat bırakın beni nefes alayım diyordum. Bir yandan da düzelmek istiyor, soluklanıyor ve işlere devam ediyordum.
Doktor randevuma gittiğimde hislerimi anlattım. Sanki o da deli gibi bakıyordu. Uzun süredir kullandığım bulantı ilaçlarını iştahım geldiğinde ve bulantılarım kesildiğinde bırakmamı söyledi. Kendi kafama göre kullandığım için eleştirdi. Antidepresanımı sürekli kullanmam gerektiğini ve hoşlandığım şeyleri yapmamı söyledi.
Benim elim ne örgüye, ne kitaba ne de kişisel bakımıma gidiyordu. Dünya umurumda bile değildi. ben bedbaht ve berbat bir insandım.hiçbir zaman iyi bir anne olamayacaktım, eş de evlatta.
İntihar edecek kadar bile cesaretim yoktu. Bu dönemler bir iki hafta kadar sürdü. Bulantılarım bir süre daha devam etti. Bazen mutfak da bir şeyler yaparken soluklanıp kendimi toplamam gerektiğini söyleyip ağlama nöbetlerine girdiğim oldu. Uyku halim devam etti.
Kalemler, kitaplar örgüler bir kenarda beni bekliyordu. Ben ise kendimi bulabilmeyi, yaşadıklarımı sindirmeyi, olduğum gibi kabullenmeyi bekliyordum.
Aslında ben yaşarken ölmüştüm.

15 Aralık 2019 Pazar

İNTİHAR


Bu gece ölmeliydim diye düşünüyordum. Bankın üstüne oturmuş ne hissettiğimi anlamaya çalışıyordum. Ben neydim, ne yapıyordum? Hayatım eninde sonunda bitecekti. kimseye bunları yaşatmamam gerekiyordu.
Beni seven eşim, son zamanlarda çatışmalarımızın sınırsızlığını oluşturan bir ergenus ve bana ihtiyacı olan bir çekirdeğim vardı. Onların hayatlarını da mutsuzluğa sürüklemememin bir anlamı yoktu!
Bu hayatın bir anlamı yoktu!
Kendimi bu hale getiren bendim. İşe yaramaz bir halde olduğumu düşünüyordum. Ben neydim? varlığımın bir anlamı yoktu. Var olmam gereklilikti. Bu dünyadan kopmuştum.
Berbat bir evlattım, eştim, anneydim ve bunun düzelmesinin mümkün olmayacağını düşünüyordum. ilaçları çıkardım, güçsüzdüm, eğer güçlü olsaydım bunları kullanmak zorunda kalmazdım. İçimdeki mükemmeliyetçi hiç susmuyordu.
Bu bankta her şey yeni bir sonla başlayacaktı. Gözlerimden yaşlar damlıyordu. gecenin ayazı yüzüme vuruyordu. bu gece bu işkence bitecekti. Yeni başlangıç olacaktı. kahretsin yanıma su almamıştım. Bunu bile beceremiyordum. Bu halime de ağlamaya başladım. Eve döndüm.
Kapıyı açan çocuklarım nerede olduğumu sorguluyor ve boynuma sarılıyorlardı. Cemo; yürümek isteyip istemediğimi sordu. Beni rahat bırakmalarını söyledim ve yatağa attım kendimi. bu gece bu işi tamamlayacaktım.
Kapıyı kilitledim önce uyumaya çalıştım. Uyuyamadım. Cemo durmadan kapımı çalıyor nasıl olduğumu merak ediyordu. gitmesini söyledim. çocuklar uyumuştu. Cemo sessizdi. Yataktan çıktım duş aldım. bu günü onlar iyi hatırlasınlar diye küçük notlar yazdım.
Cemo uyandı nasıl olduğumu merak ediyordu. Sustum, mutsuzum dedim. Nasıl istersen öyle olsun diyordu. Kafamdan geçenleri bir bir sıraladım. sadece bu zamana kadar çok zorlandığımızı ve yolumuza devam etmemiz gerektiğini söyledi. Uyuması gerekiyordu işe gidecekti. Bir anda onu da üzdüğümü ve daha iyisini hak ettiğini düşündüm.
Bu gece bu iş bitmeliydi…
Hepsinin hayatında daha iyi biri olabilirdi. ilaçları ve suyu aldım. Yatağımı düzelttim güzel ölmeliydim. Uyuduğumu düşünmeliydiler…
İlaç paketini açtım. İçinde oğlumun yara bandı vardı. Hepsini birer birer öptüm. Kızımın yanakları ne kadar güzel kokuyordu. Oğlum en derin uyku haline geçmişti. ahh o elleri yumuşacıktı. Yıllarca hayatını değiştirmek yönünde mahvettiğim kocam gecenin yorgunluğuna kendini bırakmıştı.
Gözlerimi kapadım en güzel en mutlu günlerimizi düşünmeye çalıştım. Olmadı. Çaresizliğim aklıma geldikçe ağlıyordum. ilacı göğsüme koydum. Oğlumun yara bandını göğsümün üstüne yapıştırdım. Beni yıkamasınlar onunla çürümek istedim.
Köyüme götürsünler istedim her şeyi düşünüyordum. Annemi, babamı, kardeşlerimi, çocuklarımı benden sonraki hayatlarını, her şeyi düşünüyordum.
Vazgeçmemeliydim. Bir yandan da ne kadar içersem ölürüm diye düşünüyordum. Başka yöntemler de aklımdan geçiyordu.

DEPRESYON-2


Yaşadığım hayattan, köyden, insanlardan ve ailemden nefret ediyordum. Kendimi ezik hissediyordum. Üç günlük ağlama nöbetleri sonrası yasım devam ediyordu. Kimseyi görmek istemiyordum. Başımın üstüne pisliğini atan üst kat komşuya, gürültü oldu diye duvara vuran alt kat komşuya lanet okuyordum.
Allah’ım keşke yaşlı kulakları duymayan bir teyze ile altlı üstlü otursaydım. Bu saçma sapan iç içe geçmiş birbirine selam vermeyen insanlar arasında benim ne işim vardı?
Köyde ne yapabilirdim artık beden gücüm kalmamıştı. Beyin gücüm ise beni sürekli olumsuzluklara sürüklüyordu. Çocuklarıma eşime bu hayatı neden yaşatıyordum. Onlar için hiçbir şey yapamıyordum yapamayacaktım.
Kimse beni anlamıyordu. Kimse benim ne hissettiğimi anlamıyordu. Kardeşlerimi çok özlüyordum. Hepimizin bir sofrada olduğu günleri özlüyordum. Dedemi özlüyordum. Eğer ona bakabilseydim belki ölmezdi.
Artık hiçbir şey yapamaz duruma gelmiştim. İnsanların konuşmaları bir kulağımdan giriyor ve beynimin ortasında kendime bomba atmışım gibi kalıyordu.
Eninde sonunda ölecektim. Çocuklarım, kocamda ölecekti. Bu yüzden ne zaman olduğunun önemi olmadığını düşünüyordum.
Yaşadığım hiçbir andan zevk almıyordum. Çalışmalı mıydım? Hayır! O yoğunluğu kaldıramazdım. Şansımı denedim Gacet ile konuştum. Belki yoğun oldukları Cumartesi günleri onlara yardımcı olabilirdim. Çok çalışmayacaktım sadece haftada bir gün! Bu beni kendime getirebilirdi. Bilgisayarımın başında kendi hikâyemi yazabilirdim.
Hastaları dinleyip onlara yol gösterirdim. En önemlisi o yaşadığım dönemdeki hislerimi uyandırabilirdim. Ama olmadı. Sürekli ve devamlı gelmem taraftarıydılar. Böyle bir bağımlılığı kaldıramazdım.
Buna cesaret edemiyordum. Eğer bir şeye söz vermişsem sonunu getirmeliydim. Eğer sonunu getiremezsem yıllarca emeğimin karşılığında aldığım ekmeğe nankörlük edeceğimi düşünüyordum.
Evde olmak çocuklarla olmak yetmiyordu, işe tamamen başlamayı ise gözüm kesmiyordu. Artık iş yerimde rahat olmak ve bağlı kalmamak istiyordum. Bir süre internet üzerinden işler aradım. Birkaç yere makale yazdım. Bu da beni tatmin etmiyordu.
Mutsuzdum ama ne yapacağım konusunda bir karara varamıyordum. Ölmek istiyordum. Mutsuzum diye dile getiriyordum ama bana benden başka yardım edecek kimse yoktu.
Bir gece doktorumun verdiği ama kullanmamakta direttiğim ilaçları alıp evden çıktım parktaki bir banka oturdum. Düşünmeye başladım, hayatımı mahvetmiştim. İyi kötü bir işim vardı. İnsanlar böyle bir işte çalışmak için can atıyorlardı. Ben ise şimdilerde her şeyini dert gördüğüm çocuğum için işi bırakmıştım.
Herkesi bunalımıma dâhil etmiştim. Durmadan telefonum çalıyordu. Kapattım. Her şeyi ben mahvediyordum. Şimdide eşimi ve çocuklarımı mutsuz etmiştim. Yazdıklarım saçma sapandı. İnsanlar saçma sapan hayat yaşıyorlardı… Bende herkesin hayatını mahveden saçma sapan bir insandım.

14 Aralık 2012 Cuma

İç döküş


Bu uykuyu kaçıran nedir bilmiyorum. Son zamanlarda her şey düzensiz. Aslında düzenli bir işim var, kızın dersleri zor olsa da akşamları bir şekilde bitiyor. Yaptığım şeyler var, mesela; elma sirkesi yapımı gayet başarılı gidiyor, reçeller ayvadan başladım, nar reçeli bu yıl zorluyor beni ama hala içimde yarım kalan bir şeyler var.
Canım sıkılıyor, tamam düzenli bir işim var ama enerjim yok. Ben bambaşka hayaller kuruyorum .ne zaman evde oturup çocuklarıma annelik yapacağım , bir kez daha ne zaman anne olacağım, bunlar beynimi kemiriyor. Yaşlanıyorum, mutsuz bir yaşlanış bu!
Günler çok hızlı geçiyor ve ben hiçbir şeye yetişemiyorum sanki. Kızımın büyüdüğünü, evimin sıcaklığını, başka hayallerimi hep erteliyorum gibi…
Evde kalsam dikiş diksem, bir kursa yazılsam, ne bileyim etkinliklere, toplantılara katılsam, yemek yapsam, misafir ağırlasam, evimi aceleyle değil seve seve temizlik yapıp, pastalar, börekler yapsam …
Ne zaman olacak bunlar, otuz yaşındayım daha ne kadar bu tempoda götürebilir bu yarım hayatı!
Neden insanlar kıymet bilmiyor,  hakkında bu kadar kolay fikir yürütebiliyor, ön yargılı olabiliyor. Ne kadar kolay lekelemek, silmek, hor görmek, aşağılamak!
Offfffff içim dopdolu birde boşaltsam, dertleşsem kendimle, bir anlatsam kendime kendimi ne güzel olurdu.

6 Ocak 2012 Cuma

NEDEN İŞİMİ BIRAKMADIM 2

6 Aralık sabahı işe geldim. Her zamanki gibi kızımı okula bıraktım. Aynı yoldan yürüyerek, yine levent erimi dinleyerek işe geldim.
Son zamanlarda Dr Örtger bana karşı tavırlarını değiştirmiş, aşağılayıcı sözler söylemeye, olmadık sebeplerden kızmaya başlamıştı. Zaten böyleydi Örtger her zaman herkesin beğendiğini beğenmez, beğenmediğini beğenirdi. Ufak tefek iş yanlışlıkları yüzünden kızardı ama bunlar tabela neden kapatılmamış, defterler neden düzgün tutulmamış, akşam nöbeti neden kötü geçmiş v. b.  gibi ufacık sebeplerdi.

26 ağustos 2011 de yani kadir gecesi günü; 20 TL ustaya fazla para verilmesi nedeniyle Örtger ağzına geleni söyledi. Benim onu suçladığımı, bazı şeyleri ben biliyorum diye diklendiğimi, yaptığım işleri kafasına kaktığımı dile getirdi. Bende bir sulu göz olarak her zamanki gibi ağlamaya başladım ama bu söylediklerini öyle aşağılayıcı ve hiddetli bir şekilde söylüyordu ki benim ağlamamam imkânsızdı. Sadece ‘Neden bana böyle davranıyorsunuz, neden sadece bana böyle davranıyorsunuz?’ diyebildim ve ağlayarak eve gittim. Berbat bir gece geçirdim. Ertesi gün işe geldiğinde; kapıdan girer girmez tamamı bittimi özür dilerim dedi. Bende bitmedi deyince tamamen çıldırdı. Bağırdı çağırdı. Bütün günde sanki ben orada önemli biri değilmişim, kendimi önemli zannediyormuşum gibi davrandığımı hissettirdi akşam olup teslime gittiğimde; otur dedi akıllıca konuşalım.

Yine aynı şeyleri tekrar etti. Bende sadece kendimi aşağılanmış hissettiğimi, benden başka kimseye bu şekilde davranmadığını söyledim ve çıktım. Bundan sonra zor bir bayram tatili beni bekliyordu. Moralim bozulmuş, kendimi ezik gibi hissediyordum. ‘Allah ım ben ne yaptım ? Evi sattım, düzeni bozdum ve bu küçücük eve yerleştim sırf bu işe devam edeyim diye. Bayram tatilini yatarak moral bozukluğuyla geçirdim.

Köyden bayram tatilinden döndükten sonrada Örtger’in tavırları değişmedi. Olmadık sudan sebeplerde bağırıyor ve aramızda negatif bir şey olduğunu her seferinde hissettiriyordu.

Bende rahatsız oluyordum ama ne yapacağımı bilmiyordum. İş uğruna evi satmış, düzeni bozmuştum hem de tam kendimi ev hanımlığına hazırlamışken. Anti depresan almaya başladım; ilk başta 60 mg kadar aldım ruh gibiydim kimseyi görmek ya da konuşmak istemiyor, her şeyi bırakmıştım. Bardağı taşıran son damlada; açık öğretim kaydı  için gitmem gerekiyordu Dr Gacetle konuştum. Sabahtan gelip işlerimi halledecek öğleden sonra da kayıt için gidecektim. Dr örtger öğleden sonra geldiğinde izin vermedi yarın sabahtan git dedi. Bende sabahtan kızımı okula bıraktığımı ve sıranın çok olduğunu söyledim. Oda ‘Kızında bir gün okula gitmeyiversin, kusura bakma sabah erkenden hallet 9 da burada ol!’dedi. Tabi benim beynimden kaynar sular dökülmüştü. O zaman dedim ki bu Örtger artık beni istemiyor kafasında bir şey var ama oturtamıyor. Bir kaç gün düşündükten sonra, 6 Aralık sabahı işe geldim ve artık bu işin böyle yürümeyeceğine karar verdim Dr Gacet ın odasına girdim ve ayrılmak istediğimi belirttim. Durumumu dile getirdim. Çok realist düşünmediğimi falan filan söyledi ama kabul etti. Örtgere söylemiş, o da benimle konuştu olan bir şey yok falan filan dedi. Bazı kararların; doğru kararlar olmadığını, bu kararında doğru olmadığını söyledi tabi geçmişteki olaylardan da bahsetti yok öyle bir şey dedi.

 Artık sıkılmıştım, bunalıyordum, yaptığım iş beni tatmin etmiyor buradaki olaylar canımı sıkıyor ister istemez eve yansıyordu. Cemo nun işi vardiya değişimli olduğu için doğru dürüst görüşemiyorduk. İş yerinde herkes başka âleme dalmıştı. Dr Örtger her zamanki tavırlarına devam ediyor, Dr Gacet ortada hiçbir sorun yokmuş gibi davranıyor görmemezlikten geliyordu. Hâlbuki benim için çok büyük bir sorun vardı. Herkes bana itici davranıyor, yaptığım en ufak bir hata yüzme vuruluyor yaptığım iyi işler için kimse teşekkür bile etme tenezzül etmiyordu.

İşlerini düzgün yapmayan, yalan dolan dalavere çeviren ya da bahaneler uyduran insanlarsa daha bir insancıl yaklaşılıyor, bense hep paparayı yiyen oluyordum.

Artık ayrılacağım kesinleşmiş gazeteye ilan verilmişti. Gacet durmadan evde oturursam kilo alacağımdan, stressiz bir yaşamın bana neler getireceğinden bahsedip psikolojik baskı yapıyordu. Örtger zaten birkaç kez konuşup susmuş artık karşı atağa geçmişti ben tazminatımı istediğimi belirtmiştim oda durmadan kâğıt imzalatıcam baskısı yapıyordu.

 Gacet bir gün tekrar oturalım konuşalım dedi. Ben tamam dedim. Örtger artık gerek yok demiş bende canıma minnet zaten kafaya koydum biraz dinlenip ondan sonra iş aramaya başlayacağım. Yani ayrılıp ayrılmasam da fark etmeyecek durumdayım. Yani ayrılırsam daha iyi olurdu aslında. Yatacak, yemek, temizlik yapacak, kocamın getirdiğiyle yetinecektim.

Sonra Örtger yanıma geldi ve Gacet diyor ki; ‘Sen dönebilirmişsin var mı öyle bir niyetin? ‘ Dedi. Bende konuşmak istediğimi söyledim. Konuşalım dedi ama Gacet yoktu.
Gacete ertesi günü Örtger’in benimle konuşmak istediğini söyledim.
Gacet;
‘Sana yalvarmayacağım ama ben gerçekten bizimle çalışmanı istiyorum.’ dedi. Devamın da benim için çok etkileyici bir konuşma yaptı eğer aramızda o konuşma geçmemiş olsaydı niyetim kesindi.

Daha sonra üçümüz toplandık ve konuştuk. Örtgere ne istediğimi neden böyle yaptığımı söyledim. O da haklı olduğumu ama beni sevdiğinden yaptığını falan söyledi. Ben Cumartesileri en azından öğleden sonraları çalışmak istemediğimi dile bile getiremeden ki gerçekten böyle bir rahatlık düşünüyordum. Konuşma   ne olduğunu bile anlamadan  bitti. En azından kursum için izin koparabildiğime sevinerek odadan çıktım.

Şimdi mutlu muyum? Eski bir eleman olmanın ve her yükü omuzlarımda hissetmenin baskısını hala hissediyorum. Bundan sonrası için eğitime devam edeceğim. Zamana bırakacağım ama Örtger yine aynı şeyi yaparsa arkama bakmadan basıp gideceğim ve hakkımı arayacağım bunda kararlıyım.


Vazgeçilemediğim gibi benimde vazgeçemediklerim var!

   Daha önce işi bırakmamamla ilgili bir yazı yazmıştım.Okumak isteyenler olursa BURADA

1 Kasım 2011 Salı

YAPILACAKLAR LİSTESİ

Blogumu hergün güncellemem lazım
Girmem gereken 25000 hasta kaydı var
Evi daha düzenli hale getirmem lazım
Bayrama gidiyorum Çanakkaleye
Kızıma vakit ayırmam gerekli
Uykudan başımı kaldırıp dikişle uğraşmam gerekli
İşyerinde düzene oturtmam gereken bir sistem var
Peki ben bunları yaparsam mutlu olacakmıyım ? Hayır.bunlar sadece yapılacaklar listesi ,birde mutlu olunacak şeylerin listesini çıkartmam gerekli ama öyle bir liste yok !
ev almış başını gidiyor hafta sonları yapılan üstün körü bir temizlik haricinde hiç bir şey yok .Namazlarım kalıyor kaldıkçada kalıyor ...İşyeri desen öylesine gidiyor rutine bağlamış durumda ,artık herşeyin ucunu kaçırdığımı ,hiçbir şeyi takip edemediğimi  düşünüyorum.Yeni bir sistem geldi ve bu sistem beni korkutuyor heran bir şey olacakmışta  yani sistem çökecekmiş falan filan Dr Örtger ağzıma yüzüme edecekmiş gibi geliyo. Korkuyorum bu adamdan yaaa...antidepresanları avuç avuç içiyorum ama bununla alakası yok sanırım ben kesinlikle melankolik bir insanım. Hep mutsuz olmak taa içime işlemiş kafam gene karma karışık oldu . toplayacağım kendimi  toparlayacağım offff