çalışan kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çalışan kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2020 Çarşamba

GÜÇ


İşe yeni başladığım dönemlerdi. Bu ast üst ilişkisi ve yaşadığım olaylar beni çok etkilemişti. Kayın-validemle oturmak germiş. Düğünde yaşadığım tatsız olay derinden yaralamıştı. Anladım ki ben çalışmadan hiçbir şey yoluna girmeyecek ve böyle bir işte çalışacağım diye kafama koymuştum. Nihayet kafamda istediğim işi bulmuştum ama ortam çok fena!
Örtger zehir gibi,Gacet ‘ı tanımıyorum. Bir tek Hacı var. Resmen elimden tutuyor. Meraklıyım işi bırakma niyetim yok! Yoruluyorum. Annem, rahmetli dedemle bize geldi. Evde tabiî ki doğru düzgün eşya yok. Önce kızdı neden söylemedin sana bir şeyler getirirdim diye bende oradan ne getireceksin hepsi hallolur dedim.
Zorlanıyorum, ilişkiler zor geliyor. Allah’ım babam gibi bir adam daha diyorum. Örtger çok fena beni gözü kesmedi. Gönderecek belli. Çalışan hemşire zor! Daha 20 yaşındayım ve hayatımı kurmaya çalışıyorum. Üstelik büyük hayaller kurmuşum.
Eve gelip bu işi yapamayacağım diye ağlıyorum. Annem o kadar kötü durumdaki birde ben ekliyorum. Sadece beni dinliyor. Ben durmadan ağlıyorum. ‘Sen bilirsin.’ diyor. Üstüne de hayatımıza doğru insanlar her zaman çıkmaz diye ekliyor.
Zorlandım ama pes etmedim!
Yıllar sonra işten ayrıldım. Örtger’in zehri, Hacı’nın gidişi, yorgunluk, bıkkınlık yada yeni bir başlangıç isteme ne derseniz deyin!
Ayrıldım.
İkinci çekirdek yeni doğdu. O yaz köye gittim. Fenayım. Hastayım, halsizim, mutsuzum. Babam yok! İki koca tarla ekili barbunya, bir dünya borç bırakmış anneme, kadın uğraşıyor. Ben halsiz bitkin. Şımarıklık yapıyorum diye geçiriyorum içimden.
Örtger aradı. ‘İznin bitti dönecek misin?’ diye soruyor. Çalışma alternatifleri sunuyor. Yok dedim dönmeyeceğim. Ama sizden bir ricam var. Kapınız açık olsun. Ben ne zaman sıkışsam size geleyim. Ayrıca olan tazminatımı da istedim. Buna hakkım yok! Çünkü isteğimle işten ayrıldım. bu arada babamın kalan borçları ödenecek annem çok sıkışık.
Düşünelim dedi.
Ertesi günü aradı ve tazminatımı vereceklerini söyledi. Tabi ben havaya uçtum. Babamın borçlar kapanacak. Tek derdim o, paramız var ama o bizim ev paramız ve mali açıdan özgür olmak istiyorum. Cemo ile bu konuda muhabbet etmek sıkıcı.
Tazminatımı taksitle ödediler bende ev parasından babamın borçlarının epeyce bir kısmını ödedim.
Yaz bitti annem uğraşmaya devam ediyor. Ama biz eve döndük. Klinikte yine bir eleman arama telaşı, Örtger dönmemi istediğini ve çalışma sistemi kurmamı dile getiren telefon konuşmaları geçiyor.
Kararsızım…
Para kazanmak istiyorum ama yoğun çalışmak niyetinde değilim. Örtger seçenekler sunuyor. Ona güvenmiyorum. Çünkü o bana fazla güveniyor. Ben çalıştığımda kendimi besleyemiyor ve üretemiyorum.
Bir arkadaş bu dönemleri anlattım. Çalışmam taraftarı, daha net bakıyor olaylara.Şöyle bir cümle kullandı. ‘Senin istediğin hayatı Cemo sana yaşatacak konumda değil!’
Birçok anlam içeriyordu. Mali açıdan ekonomik özgürlük iyi bir şey ama onu harcayacak vaktiniz var ise, yoksa tepinip durursunuz. Birde benim ne kadar büyük şeylerden bahsettiğimi düşündü ki herhalde bana atıfta bulundu.
 Kliniğe; bana göre çok basit bir iş için beni çağırdılar.  Bu işi hallettim benim niyetim onları görmek birazda rahatlamak. Cebime yüklüce para koydular. Kabul etmedim ama Örtger ısrar etti. Gacet laf arasında bana ne yapacağımı soruyor ve mali durumumuzu merak ediyordu. Yaparım bir şeyler dedim. Örer satarım, elimden her iş gelir gerekirse ev temizliğine giderim dedim. Aslında o benim neden onları tercih etmediğimi merak ediyordu. ‘Sana yakışıyor mu Püskül?’ dedi. Senin gibi bir kadına böyle bir iş yakışır diye ekledi. Benim gibi güçlü depresyondan çıkamayan bir kadına diye içimden güldüm. Tamamıyla içimden geçenleri söylemedim.
Aldım parayı gittim o akşam kendime istediğim kalemi aldım, okumak istediğim kitabı, üstüne güzel bir yerde kahve içtim, bir deftere birkaç satır karaladım. Kalanıyla çocuklara bir şeyler alıp eve gittim. Eve gelmeden o parayı harcadım. Emeğin arzularıma harcandığı gün diyelim.
Şimdi; işe başladım, zaman geçti, işi bıraktım. Kısa özeti bu ama arada geçen olaylar tamamıyla bu kadar basit değil!
Asla aç kalmam. Ne zihnen, ne bedenen! Çalışmaktan utanacak ne var? Gerekirse paspas yaparım, gerekirse çaycılık yaparım, gerekirse bulaşıkçılık yaparım. Ama asla işsiz bırakmam kendimi.
Bunu bir başkası yada çocuklarım için değil. Kendim için yaparım öncelikle. Vazgeçmem kendimden. Evet depresif yaşarım ağlarım sızlarım ama kalkarım ayağa, sallarım kendimi ve uğraşırım. Beynimi aç bırakmam. Okurum öğrenirim. Şu sanal dünyada her şey önünde bir nimet!
Okuduğum bilgiyi kafamda yoğururum. Her okuduğuma inanmam onun üstüne kafa patlatırım. Başkalarına okutur düşüncelerini merak ederim. Evde oturduğum zamanlarda ördüm sattım, yaptım sattım, annemin barbunyaları sattım, evdeki eşyaları sattım. Sıkıştıkça elimde kenarda köşede ne varsa sattım.
Oldubitti. Ben evrene ben buradayım ve istiyorum diye ellerimi açtım gerisi takdiri ilahi.
Asla pes etmeyin!

27 Aralık 2019 Cuma

ÇOCUK KARİYER


Çocukta yaparım kariyerde sözünü gördüğüm her yerde yüzüme bir tokat atılmış gibi hissediyorum. Kadınlara yüklenilmiş anlamsız bir cümle gibi geliyor.
Devlet sektöründe çalışan bir kadın ile özel sektörde çalışan kadınların özlük hakları farklı gibi görünse de aslında yaşadıkları aynı şeyler.
Çocuğunuzun ne yediği, içtiği, giydiği sizin sorumluluğunuzda, evinizin hangi koku ile temizlendiği, konsolunuzun tozları, çekmecelerinizin düzeni, akşama ne pişireceğim kaygısı hep aynı.
Üstüne birde kendi bakımını üstlenmemiş, bir birey olarak eşinizin pantolon ve gömlek ütüsünden sorumlusunuz.
Hem kişisel bakımınız iyi, çocuklarınızda, eşinizinde aynı kalitede olması şartı ile, evinizin düzen ve donanımından sorumlusunuz.
Peki, bunu kimin için yapıyorsunuz?
Hemcinsleriniz için! Kayınvalideniz, arkadaşlarınız, dostlarınız, komşularınız için! Yani size yine başarı notu verecek olan kendi cinsiniz.
Pantolonu kırışık, üstü başı kir pas içinde bir adamı gören hemcinsleriniz bunun karısı yok mu? Ayy ne beceriksiz kadın diye öncelikle sizi sorgularlar. Ama arkasında kişisel bakımını önemsemeyen bir erkek olduğu kimsenin aklına gelmez.
Kolay olanı kadının üstüne her yükü vermek ve sınırsız bir beklentiye girmektir. Zor olanı ise ne istediğini bilen, hayata  erkek olarak değil de birey olarak sorumluluğunu bilen, kişisel bakımını başkasına yıkmayan, becerebilen bir erkek yetiştirebilmektir.
Burada iyi niyet de olması gerekir. Durmadan evdeki her şeyin eşit dağılımından bahsetmek de anlamsız olur. Her ne kadar eşitlikten bahsetsek de yetiştirilme tarzımız bir erkekle aynı olmadığından, karşı tarafında bazı şeyleri tekrarlı bir davranış haline getirmediğini göz önüne almak gerekir.
Bana ne yıkasın çamaşırlarını demek büyük haksızlıktır. Beraber yaşadığınız, sevdiğiniz insanı biliçlendirmeyi zorbalıkla başaramazsınız.
Mesela ben; sinir olduğum zamanlarda çamaşırlarını toplamam ve yıkamam. İki gün sonra hep toplanmış olduğundan. Hadi bir makine çalıştırayım onlarda yıkansınlar kafasıyla kızgınlığım geçer.
Ama tabi çekmecelerin rayının temizlenmesi gerektiği, buzdolabın üstünün silinmesi gerektiği, perdelerin yıkanması gerektiği sadece ihtiyaç halinde yapılan şeylerdir.
Konumuz kişisel bakıma ve kadınlık görevlerine nasıl geldi yahu?
Benim asıl anlatmak istediğim hem kariyer hem çocuk ile bu kadınlara yükledikleri ağır yükün hem işveren hem de çalışan açısından anlatmaktı.
 Yarın devam edelim.

14 Aralık 2018 Cuma

Büyük Hayaller Acı Gerçekler


İnsan kaç kere doğar? Ölmeden doğmaktan bahsediyorum. Kaç kere ölmeden doğar, yeniden başlar?
 Birçok kez doğdum. Önce evlendim, sonra işe başladım, sonra kızım dünyaya geldi. Şimdi ise ikinci bebeğim çocukluğunda ve her zaman, hayatımın her sonunu başlangıç olarak gördüm. Yılmadım, mücadele ettim ve yeniden doğduğuma inandım.
Yeni başlangıç ise on üç yıllık işimden ayrılmaya karar verdiğimde başladı. Birçok sonun başlangıcı gibi zor bir karar verme sürecinin arkasından, yeniden başka bir yaşam biçimde yaşamaya karar vermiştim.
Ve bu zor süreci de tıpkı hayatımdaki tüm sonlar gibi aniden gelişti.
32 haftalık gebeydim ve doğum iznine ayrılmıştım. Tıpkı ilk gebeliğim gibi yerime çalışacak kişiye bir süre mesleki deneyim kazandırmalıydım.
Zaten zor olan işten ayrılma süreci, yerime daimi olarak çalışacak birini bulamama sıkıntısı ile daha karmaşık hale gelmişti. İlk hamileliğimde yerime gelecek geçici elemanı kendi çevremden bulmuştum. Hem tanıdık hem de yerimde daimi olarak çalışmaya niyetli değildi.
Nereden bilirdim yerimde kimsenin gözünün olmayacağını. Ben işimi bulunmaz bir nimet gibi görüyordum, görüyorum.
Ben izne ayrılıp işten  tamamen ayrılacağımın hayallerini kurarken; Dr Gacet ve Dr Örtger benim işten ayrılmamam konusunda ısrarcılardı. Birçok teklifle geldiler. Ama ben ikinci bebeğimi kendim büyütmeyi kafama koymuştum. – Sütten ağzı yanan yiğidin yoğurt yemesi.-
Önüme gelen teklifleri, bunca yıl çalışıp parasını kazanıp harcamayan pinti Püskül olarak, tüm gelecek kaygılarıma rağmen bırakmaya karar verdim.
Her şey yolunda gidiyordu. Aslında yöneticilerimin beni seviyor ve işime devam etmemi istiyor olması hoşuma gidiyordu. Bir yandan da içime kurt düşürüyordu.
Kafaya koymuştum bu çocuğum benimle büyüyecekti. Hem ne olabilirdi ki?
Resmen izine ayrılacak sabahları birkaç saat çalışıp öğlede sonra biricik oğluma alacağım bebek eşyaları için Eminönü’nde turlayacaktım. Bebek doğduktan sonra kızımı okuldan bekleyecek ve kurabiye süt hazırlayacaktım. Eşim geldiğinde sofra kurulacak ve biz mutlu mesut yaşayacaktık.
Hayaller büyük, gerçekler acıydı.
Resmi izine ayrıldıktan iki gün sonra bir sabah; yanlış giden şeyler için hastaneye yatacağımı zannederek, kendi doktoruma bile gitmeyi düşünmeden, bir kadın doğum hastanesinde olacağım aklımın ucundan bile geçmemişti.
O gün doğumu durduracaklarını düşünerek hastaneye gittik.

19 Aralık 2013 Perşembe

Gelecekteki Püskül'e


Buraya ağzımı açmış bademciklerimin üzerinde sanki dağların üzerindeki karlar gibi duran yemek artıklarının neden olduğu o muhteşem görüntüyü fotoğraf çekip paylaşmayı çok isterdim.
Bilindiği ya da benim bildiğim kadarıyla ben tonsilit oldum.30 yıllık ömrüm var zaten ve bunun 20 sini hatırlasam böyle bir şey görmedim yahu…
Eklemlerimin üzerine sanki kum torbaları bağlamışlar gibi, halsiz ve bitkinim, daha doğrusu bugün itibari ile daha iyiyim.
Bu yazıyı da hani çalışmadığım bir dönem olursa neden çalışmamam gerektiğini hatırlamak için yazıyorum.  ( Altını çizdim )
Bu hastalık dönemimde en can alıcı soru Cimcimeden geldi.
-Anne öğretmenim hasta olunca okula gelmiyor, sen neden işe gidiyorsun? Dedi
Tabi kamu çalışanı ile özel sektör çalışanı arasındaki farkı, aslında hasta olan bir işçinin evinde dinlenme hakkının olduğunu söylemedim. Aslında  cevap vermedim.
Önce işe gelemeyeceğimi bildirdiğim Gacet; ‘İyi hissedince gel, muayene edelim dedi. Saat  11  gibi işe gelip muayene olup bence ömrümde ilk defa annemce daha önce çok olduğum penisilini kaba etime girmesine engel olamadım. Burada bir püf noktası var oda iğneyi bol jetokainle mümkünse bir jetokainle sulandırmak yoksa kaba etinizin üstüne oturamama, ağrı şokuna girme olasılığınız çok yüksek.
Örtger benim halimi görüp acıyınca bol sıvı ile kompleks B ve C vitaminlerini depoladığı, analjezik ve gram negatif etkili antibiyotiğini eklediği serumu bana uygun gördü. Bu arada ben hala müşahede odasındaki iki yatağından birini işgal etmiş durumdaydım ,saat 3’e kadar  böyle devam etti .Kolumda serum, zonklayan kafam, taşlaşmış dilim ve yatak muhteşem bir karma olmuştuk.
Sonra…
Serum bitip artık ne yapacağım bilemediğim, Gacet ‘in bademciklerime batikonlu gazlı bezle temizlediği o andan sonra masamın başına oturdum, doğal olarak da çalışmaya başladım.
Bu günde taşlaşmış dilimle uyandım bir bardak su içmeyi denedim içemedim. Ama sonra paşa paşa işe geldim. Başım ağrıyor, öksürünce beynim çıkacak gibi geliyor. Bildiğin istirahatlık durumdayım. Az önce de sırf farenjit için Gacet bir hastaya iki gün istirahat verince kafam attı. Arkadaş ben senin işçin burada  zonk zonk beynimle çalışmama izin veriyorsun. Git püskül dinlen demiyorsun. Allahı var git Püskül yat dedi ama burada, yani burada ol ama içerde yatabilirsin. Ama ben, evimde sıcacık yatağımda yatmak, hastalık istirahatı denen şeyi uygulamak istiyorum.
Şimdi bana diyecek ki aman Püskül yerine insan yok, biz yapamıyoruz zorlanıyoruz. Biz hasta iken işe gelmiyor muyuz? geliyoruz bla bla bla .
Püskülcüğüm gelecekteki sana bugünden sesleniyorum, eğer evinde çocuklarınla oturuyor, karnın tok ise aman diyeyim sana totonu kır otur kızım. Yoksa geldiğin bu geçmişte  hasta hasta çalıştın evde olmanın kıymetini bil yavrucuğum kendini üzme, çocuklarına, kocana iyi bak .

Şimdi yazıyı okudun, keyfin yerine geldi değil mi? Hadi kalk çoluğa çocuğa bir şeyler hazırla oldu mu yavrucuğum? Üzme kendini. Bak sana ufak ta bir ipucu Cimcime yaptığın browni keki çok seviyor. Hadi bakalım afiyetle…





2 Mayıs 2013 Perşembe

Yine Cemo Hep Cemo Ah Cemo !

 Cemo senin yaptıklarını bende yapıyorum , bir temizlik yapıyorsun onuda mı ben yapayım ? diyor ... Bende işim gücüm yok düşündüm .Acaba bu adama ben haksızlık mı yapıyorum ? Abartıyor muyum ? 

  Cemo akşam eve geldiğinde ilk işi ; balkondaki çiçekleri sulamaktır. Çekirdeğinden ektiği ve sadece 10cm 'lik bir dal olan limon , balkon komşumuzun verdiği bir sardunya, yıllar önce Cemo nun işyerinden getirdiği bizim palmiye dediğimiz ama ismini bilmediğimiz küçük bir ağacımız ve benim bir kaç ay önce tohum olarak aldığım , daha yeşermemiş çam ağacım var.
  Bu çiçek bakımı işi bittiğinde  canı isterse üstünü değiştirir, sonrasında ben mutfakta yemek hazırlıyorsam (kesin hazırlıyorum dur) yanıma gelip yemeğe burun kıvırıp kıvırmaması gerektiğine karar verir.
   Sonra evimizde gerçekten tek yaşam alanı olan sözde Cimcimenin odası  , çift çekyatlı, tepişecek alan kalmayan odamızın ,duvar kenarındaki çekyata  uzanır ve televizyon seyreder.
Ben eve geldiğimde öncelikle ceketimi ve çantamı salondaki koltuğun üzerine bırakırım.Camları açar evin havalanmasını sağlar ,Cimcimeyi babaannesinden alırım .Genellikle üzerimi değiştirmeden ,ellerimi yıkayıp mutfak önlüğümü takar yemek yapmaya başlarım.Menü genellikle ben keyfim ve kahyasından oluşur.
Bir ara Cemoooooo diye seslenir onun rahatını kaçırmak için iş buyururum .Eğer boyunun yeteceği yerde alınacak bir şey  yoksa, bulaşık makinesinin boşaltıması gerekmiyorsa , salatayı çok güzel yaptığını söyleyip salata yapmasını ima ederim .Salatayı yaparken mutlaka eklemesi gerekenleri ben söylerim.
Salata yapmayı red etmiş  , yorgunluğunu bahane etmiş ise; çemkiririm ve huzurunu bozmak için elimden geleni yaparım.Kime  ne yaptığımı bilmeden çünkü Cemo hiç oralı bile olmaz.
Hiç utanmadın , sırıta sırıta benim türlü çemkirmelerle hazırladığım masaya oturur  birde üstüne eleştiri yapar.
Yemek bittikten sonra  , Cemo sofradan kalkar ve yemeği afiyetle mi ? zehir zıkkım gibi mi yedi anlamayız .
Ben sofrayı toplamaya yardım etmesini söylemezsem o çok sevdiği yatağına yatıp televizyon seyretmeye devam eder.
   Bu arada çocuğun derslerinin yapımına yardım edilmesi gerektiğini çemkiririm . Ben Sofrayı toplayıp bulaşıkları 10 adımda gidebildiğim bulaşık makinesine taşıyor,aldığım sütü kaynatıyor ve elde yıkanması gereken bulaşıkları yıkıyorumdur.
Cimcime ve Cemo dersleri yaparken 123456 soruya cevap verir , sorun çözerim .
Sabah attığım çamaşırları serer , bir önceki akşam serdiğim çamaşırları toplar ve katlarım.
Masayı genellikle silmeyi unuturum , tam işim bitti dediğimde aklıma gelir.
Sonra katladığım çamaşırları yerleştirir, Cimcimenin evin ortasına bıraktığı çantasını toplarım.
Bu arada kayın validemin kapısına 123456 yemek götürmek , yarın için eşya , liste v.s . vermek için giderim .Mutfak kapısından  123456 kez sohbet ederim.
İşlerimin bittiğini düşündüğüm vakitte  Cemo derslerin doğru yapılıp yapğılmadığını kontrol etmem gerektiğini söyler ve genellikle hepsi yanlış olur veya Cimcime doğru olduğunu iddia eder ama yanlıştır.
En başından sarar ve derslerine yardım ederim.
Bu arada meyve soyar mısır patlatır , kuru yemiş çıkarır  ve süt getiririm .
Arada Cemo'ya Televizyonu açmaması , bilgisayarla oynamaması ve telefonunu elinden bırakması için yine çemkiririm .


Şu an saat 15:33 ve ben sadece 2 saat 27  dakika sonra bunları tekrar edeceğim.Bir de pazar günü var ki hiç sormayın.
Ahhh Cemo ben sensiz nasıl yaşarım, ne yaparım.

14 Aralık 2012 Cuma

İç döküş


Bu uykuyu kaçıran nedir bilmiyorum. Son zamanlarda her şey düzensiz. Aslında düzenli bir işim var, kızın dersleri zor olsa da akşamları bir şekilde bitiyor. Yaptığım şeyler var, mesela; elma sirkesi yapımı gayet başarılı gidiyor, reçeller ayvadan başladım, nar reçeli bu yıl zorluyor beni ama hala içimde yarım kalan bir şeyler var.
Canım sıkılıyor, tamam düzenli bir işim var ama enerjim yok. Ben bambaşka hayaller kuruyorum .ne zaman evde oturup çocuklarıma annelik yapacağım , bir kez daha ne zaman anne olacağım, bunlar beynimi kemiriyor. Yaşlanıyorum, mutsuz bir yaşlanış bu!
Günler çok hızlı geçiyor ve ben hiçbir şeye yetişemiyorum sanki. Kızımın büyüdüğünü, evimin sıcaklığını, başka hayallerimi hep erteliyorum gibi…
Evde kalsam dikiş diksem, bir kursa yazılsam, ne bileyim etkinliklere, toplantılara katılsam, yemek yapsam, misafir ağırlasam, evimi aceleyle değil seve seve temizlik yapıp, pastalar, börekler yapsam …
Ne zaman olacak bunlar, otuz yaşındayım daha ne kadar bu tempoda götürebilir bu yarım hayatı!
Neden insanlar kıymet bilmiyor,  hakkında bu kadar kolay fikir yürütebiliyor, ön yargılı olabiliyor. Ne kadar kolay lekelemek, silmek, hor görmek, aşağılamak!
Offfffff içim dopdolu birde boşaltsam, dertleşsem kendimle, bir anlatsam kendime kendimi ne güzel olurdu.

21 Şubat 2012 Salı

Çalışan anne hakkı


    Dün Blogcu Anne TV 8 ‘de ‘’8 numarada şenlik var’’ programına katıldı. ben de takip, takdir ettiğim hanımefendiyi bir kez daha seyretme fırsatı buldum. Blogcu anne konuşurken altta bir yazı vardı çalışan anneler haklarını bilmiyor. Sanırım Blogcu Anne de bu konu hakkında konuşuyordu ama ben hastalardan fırsat bulabildikçe izlediğim için tam konuyu anlamadım. Takip ettiğim kadarıyla Blogcu Anne daha çok karşılaştığı sorunlarla ilgili araştırma yapıp çözüyor ve bakın ben böyle çözüm buldum deyip alternatif gösteriyor.
Gelelim çalışan kadın haklarına; ben yaklaşık dokuz yıldır aynı işyerinde çalışıyorum ve işe başladıktan sadece 2 yıl sonra hamile kaldım. Doğuma 2 gün kalaya kadar sırf patronlarım beni işten çıkartılar diye yeni elemanla birlikte çalıştım. Hatta gidememe sebebim ağrılarımdı ve patronumu aradığımda ağrılarım geçer geçmez geleceğimi söyleyerek kendimi bu konuda iyi hissetmediğimi göstermek istedim sırf işten çıkarılma korkusuyla. hamilelik iznimi kullandığım süre içinde sigorta primimi ödemeyeceğini belirterek patronumun gözüne girmeye çalıştım, yerime kendi tanıdığım birini getirerek işten atılma riskini azalttım. Doğum yaptım, patronum bensiz olmayacağını, zor olduğunu söyleyip duruyordu. Benim 16 haftalık iznim + yıllık iznim olmasına karşın ben 12 haftalık izin kullandım ve hiçbir hak talep etmedim. İşe başladıktan sonra bir süre öğleden sonraları işe geldim 1 ay kadar yerime gelen kız akrabam olduğu için maaşı yarı yarıya paylaşmayı teklif ettim ve kabul etti. Etti ama 9-12 arası çalışmasına rağmen daha sonraları istemedi. Yani kendi paramla satın aldığım süt iznimde mahvoldu. Sonrasında ise süt izni yalan oldu. Ben kızımı 8 aylık olana kadar emzirebildim akşam dan akşama. Bu kadar şeyin yanında bir de iş arkadaşlarımın başka çalışan mı yok, herkes iş arıyor napsın senin gibi bebeği olmuş, ağlayan zırlayan izin isteyen çalışanı baskısı da ayrı bir durumdu.
Pekala, biliyorum ben haklarımın ne olduğunu. Ben biliyorum da patronlar bunu pek bilmiyor ya da işine gelmiyor. Onlara göre durmadan izin alan, çocuğu hastalanan işlerini aksatan çalışanı istemiyorlar.
Aslında erkek patronlar bayan patronlara göre bu işlerde pek bezleri olmamasına karşın özlük haklarına daha çok saygılılar. bir arkadaşım eşi apandisit ameliyatı olduğu için sadece 3 gün izin istiyor ve bayan patronu kocan açık kalp ameliyatı olmadı ne yapacaksın izini deyip baskı yapıyor, arkadaşım da 9 yıldır çalıştığı işinden istifa etti sır bu yüzden. Düşünün işte biz; kadın kadının kuyusunu çok rahat kazarız ama erkek evet istemiyorum der ve bitirir. Yorum yapmaz.
Şimdi düşünüyorum da yıl 2005 işsizlik, yoksulluk hat safha da bebek bekliyordum. Benim işe, patronumun benim gibi bir elemana ihtiyacı vardı. Şimdi aynısı olsa ne yaparım bilmiyorum ama şu anki duygularım çocuğumun her şeyin üzerinde tutacağım yönünde.
Soruyorum. pekala ben çalışan bir kadın olarak hakları mı çok iyi biliyorum. Patronlar bu hakları ne kadar biliyor? Ya da hemcinsimiz olan çalışan annelerin haklarını ne kadar savunuyoruz?

19 Temmuz 2011 Salı

Neden işimi bırakmadım

    2004  Mayıs ayının sonlarıydı yağmurlu bir günde padron dr gacetinde şimdilerde anlattığı gibi kedi gibi ıslanıp gelmiştim iş görüşmesine ... dr gacet hemen olsun demişti dr örtger iseee dur gacetçım bekleyelim demişti aman dedim bu iş olumazsa kesin örtger yüzünden olmayacak. Tabiii elemansızlığın bıkkınlığı ve benim çalışma azmimin belirginliği , gözlerimin ışıltıyla hemen eve döndüğümde arayıp işe aldılar.Çok karmaşık bir dönemdi.Hemşire sivrinin telefonda püskül hanım yarın sabah 8 de iş başı yapabilirsiniz dediğinde dünyalar benim olmuştu...
   O günden beri hayatımda neler değişti neler .Şimdi ise değişen diş hekimi, hemşire ve personellere klinikteki gel gitlere rağmen tam kadro devam ediyoruz.Değişmeyen kadromuz dr gacet, drörtger,karlos,hacı ve bayan püskül.Sekiz yıldır acımızı ,sevcimizi,mutluluğumuzu,üzüntümüzü ,ayrılıklarımızı, barışmalarımızı paylaştık.
    Beni tanıyanlar bilirler ben hep gel gitlerde yaşarım tabi bu sekiz yılda böyle oldu..ilk başlarda iş stresiyle evde ağlayan küçük kız daha sonraları çocuğu olması nedeniyle çocuğumdan ayrıyım diye ağlamaya başlamıştı.
hersene bıktım artık ayrılıp evde oturucam hatta ben evde oturup kocamın ayaklarını yıkamak istiyorum diye abartmışlığım bile olduu..:P gerçekten çok abartıyorum yhaaaa
    En sonunda kızımın okul meselesi olunca yıllarca bakmış olan annemde kızım ben yaşlandım artık bu çocuğun okul işlerine koşamam deyinde beni bir ateş sardıki sormayın..Eşimin boşver ayrıl baskısı ,herşeyi benim üzerime bırakıp,sen işten ayrılınca herşey çözülecek gibi davranması tam bir işkence idi tabi annemde bu arada ikinci çocuğunu yap boşver el işi her zaman olur böyle olmaz hayatın çalışarak geçiyor yapma ailene yuvana bak diye sözel baskılarıda cabasıydı yaniii.Napacaktım öylece kala kalmıştım .hayat şartları beni nekadar zorlardı yapabilirmiydim hep bunları soruyordum kendime.Önce kafamda oturttum evet çalışmayacaktım  dinlenecektim bir süre evde dikiş dikerim , internet üzerinden çalışırım ,temizliğe giderim  falan filan bir sürü evde iken yapabileceğim şeyler düşünmeye başlamıştım kendimede fena halde güveniyordumm...Ama içimdeki bir ses yapma bunca yıllık emeğin okadar çalıştın didindin bir anda yıkma herşeyi diyordu yani...
Günlerden bir gün dr örtger bana şöyle bir ışık yaktı. yaaa püskül biz senin kıymetini bilmiyoruz..bunu demesiyle bende bir şimşek çaktı ya seni bukadar seven insanları nasıl bırakıp gideceksin diye bir duygu sömürüsü başladı kendi kendime.. Aradan bir kaç gün geçmişti ki maaşıma gelen iyi bir zamla daha bir güvendim kendime diyebilirim ama en can alıcısı da dr gacet ın sen bunu hak ediyorsun demesiydi  sanki % 1500 zam almış gibi oldum ..eşim yinede ikna olmamıştı zaten taşınma yeni bir ev tutma gibi bir parayı harcayarak ben çalışmadan en az  6 ay geçinebileceğimizi ,benim artık dinlenmem gerektiğini söylüyordu..tabi bir sorunumuz vardı  evin kredisi ,kızımın okulu, faturalar  derken gerçekten bir 6 ay sonra zorlanabilirdik ve ben hazır işimden olabilirdim bir daha dönmemek üzere yaaaa bunca yıllık emeğim bırakamam  başkalarına ...
neyse ikna ettim herşey üstüme yığıldı ama ben ikna ettim ya yehuu...
Şimdi taşıma şirketi bulunacak,ev boyanacak,temizlenecek ,yerleşilecek falan filan bir sürü iş ..ayrıca kredisi ödenen ev de ya satıcalak ya kiraya verilecek birde hiç biri olmaz ise iki ödeme var .
İşte böyle bunca yıllık emeğim dedim,bidaha iş bulamam dedim,kendime güvenmedim açıkçası işimi bırakmadım bundan sonrası içinde hayırlısı diyelim artık napalım..