OKUL ANILARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
OKUL ANILARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2015 Perşembe

OKUL YAZI DİZİSİ - 9

Adımlarımı keskinleştirmem için gereken sınavlarım bitmemişti. Bitenlerden ise hiçbir halt olamayacağım belliydi. Ortaokul yıllarında zayıf almadan ama çok yüksek bir başarı göstererek mezun olmamıştım.

Sanırım sağlık meslek lisesine gidebilirdim ama babam beni 30 km ötede diğer ilçedeki okula göndermeye niyetli değildi.

Benim erkek kardeşim kadar yüksek bir performansa sahip olacağımı düşündüler. Çok yanlıyorlardı. O hayatın süzgecinden geçmek için kendini birçok şeyden elemeyi kabul etmişti. Ben kabul etmemiştim.

Daha manita yapacaktım. Artist gibi gezecek, gizli kaça sigara tüttürecek, gizli gizli kafelere gidecektim. Bunları yapmak içinde vaktimi türevlerin, entegrallerin, periyodik cetvelin, yüzey ölçümlerin ve anlamak için bilmem nerenizi patlattığınız saçma sapan tarih hikâyelerini ezberlemeye niyetim yoktu.

Bastı bacak manitayı o zaman yaptım. Her giden kötüdür. İyi olsaydı yanımda olurdu ve kimsenin bu fikrime katılmasını istemiyorum. Okulun en güzel kızlarının peşinden koşan en güzel erkekler vardı. Diğerleri de sümüklerini siliyordu.

Aslında bundan da ibaret değildi. Çevremdekilerin hepsi değil ama bir kısmı okulun popülaritesi yüksek kızlarıyla arkadaş olmak için can atarken, arkadaş olduklarında ise havalarından yanından geçilmiyordu.

Okul aile birliği başkanının kızıymış, oğluymuş. Onur kurulu üyesiymiş. Adam onurlu olabilirde çocukları diğer gençler üzerinde hiç onurlu davranmıyordu. İşte benim hazmedemediğim nokta buradaydı.

Bir gün tuvalette yüzümü yıkıyordum. Kız gerçekten güzeldi. Bilmem ne başkanının saygı duyulan afet kızı. ‘Ne bakıyorsun.’ dedi. Hiçbir şey söyleyemedim. Tersleyince’ Bakmak yasak mı?’ dedim.’Kızım seni öldürürüm.’ dedi. ‘Hadi bakalım gel meydana çıkalım, nasıl öldüreceksin görelim.’ deyince ekmekçinin kızı ve kuyrukçuları üstüme yürüdü. Bakışlarımı üzerinden kaldırmadım. Gitti ama o alaycı konuşmalarına sıkıştırmalarına devam etti.

Sadece bana değildi ama ben susmayı tercih edecek bir tip değildim. Eve gider kendimi yırtana kadar ağlar ama asla boyun eğmezdim.

Okulun bahçesinde hem kız meslek, hem sağlık meslek lisesi birlikteydi. Yani düze lise, tek lise ama çok okullu tek bahçe… Ne sahneler şahit olmuştur o bahçe…

En çok eteklerin okulun bahçesinde kısaltılıp uzatılmasına şahit olmuştur sanırım. Bu yüzden Çan Lisesi kız öğrencilerinin etek isyanı diye gazeteler ve kanallara bile çıktı.

Okul müdürü Hüseyin Bey şimdi olsa ne yapar acaba? ‘Kızlar sabah birbiriniz görünce öpüşüyorsunuz dikkat çekiyorsunuz erkekler var.’Derdi. Ya hocam şu erkeklerin kafasını bacak arasından çıkartsanız diyesim gelirdi de sesimi çıkartmazdım.

Şimdi, sosyal medya da boy boy asker, polis fotoğrafı paylaşan, vatan millet Sakarya diyen erkek arkadaşların İstiklal Marşında yaptıklarından bahsetmeyeceğim. Siz kendinizi biliyorsunuz zibidiler… Bir tanesi Milliyetçi Partiden aday düşünün işte! Görsem söyleyeceğim.

Birde ilçenin en zengin, mağaza sahibi hacı hoca adamın oğlunun terbiyesizliklerinden sonra en namuslu kız arayışına girdiğini hiç söylemeyeceğim.

Faik Hoca kahverengi montumu sallayıp ‘Bu kimin?’ diye sorduğunda, gururla meydana çıkar mıydım? Neden çıkayım? O çakmağı annem bana doldurmam için vermişti de montun küçük cebine atıvermiştim. Zaten nikotinin saklanacağı ve içileceği yer belliydi.

Faik hoca ile Hasan Hüseyin hoca şimdiki dönemde velilerin öğretmenlere höyt dediği bu dönemde çalışsaydı vallaha ne olurdu bilmem. Her şey değişti. Öğretmenler de velilerde, öğrencilerde…

Bu mevzu derin yarın devam edelim.

4 Haziran 2015 Perşembe

OKUL YOLU DÜZ GİDER -3

İnsan, dönüp geriye baktığında, geçmişi hatırladığında, yaşadığı şeylerin anlamını bugünde daha iyi görebiliyor. O zaman hissettiği, kendini tuhaf hissettiren duygunun bugün ne anlama geldiğini bilmek ve haklı olduğunu görmek sanırım büyümek!
İlçedeki öğretmenim ile ilgili hep tuhaf hislerim vardı. Bir gün bir arkadaşım hakkında ‘Ben ders anlatıyorum o sıranın altında kitap okuyor. İşte görün çalışmak ne demek .’ demişti. Bende ‘Onun yaptığının doğru olmadığını, aslında onu dinlemesi, kitabı teneffüste okuması gerektiğini söylemiştim.
Şimdiden baktığımda; sınıfımızda okuma yazmayı bilmeyen bir arkadaşımız ve sosyo ekonomik seviyesi iyi olmayan birçok arkadaşımız vardı. Bence o dönemlerde ne kadar imkânlar şimdiki kadar yeterli olmasa da bir bireyi toplumsal düzene kazandırmak topluma çok büyük bir katkı olurdu.
Öğretmen ders anlatırken, sıra altında kitap okuyan, arkadaşım şu an matematik öğretmeni oldu. Öğretmenin sınıftan seçip özel ders verdiği Anadolu lisesini kazanan arkadaşlarımda şimdi öğretmen oldular.
Artık birçok şeyi öğrenmeye başlamıştım. En önemli farklar; arkadaşlarımın annelerinin okula gelip gitmeleri ve okul yaşantısındaki farklılıklardı.
Etekleri pilili, yanında fiyongu olan mavi önlüğüm ve annemin ördüğü birkaç yaka dantelim vardı. Eskiden ne giydiğimin önemi yoktu. Ama şimdi ayakkabılar, önlükler, çantalar, kalemlikler ve yakalar öğrenciler arasındaki sosyoekonomik farkı fark ettiriyordu.
Benim için bunun bir önemi olmaya başlamıştı. Aileler çocuklarıyla çok ilgiliydi. Şöyle düşününki öğretmenler günü hediyesi olarak çaydanlık bile getiren vardı. Hala saçma buluyorum bunları. Ben öğretmenime; bahçeden kopardığım zambağı yada alabildiğim en iyi kalemi götürürdüm.
Şimdi velilerin öğretmenlere yapmaya çalıştıkları öğretmenler günü hediyesi olayına o zamandan karşıydım. Bu çocuğun içinden geçen, çocuk için önemli bir şey olmalı ve yıllarca saklanabilecek bir şeyde olmasına gerek yok!
Tarkan’ın yeni meşhur olduğu, gazetelerin kasetçalar dağıttığı ama bunun için büyük kuyrukların aşılması gerektiği yıllardan bahsediyorum.
Bahçenin dışında arabasında tost satan amcanın en lezzetli, salçalı tostları yaptığı ve öğrencilerin sıra ile nöbetleşe sınıflardan seçilerek kantini işlettiği okul yıllarından bahsediyorum.
O zamanlar jelibonların zararlı olduğunu düşünmezdik çünkü almak için para biriktirmek gerekiyordu.
Küçük şeyler yapmak için birikimlerin gerektiği yıllar.
Eskiden dağ bayır dolaşıp, kuzukulağı toplayıp salata yapıp arkadaşların bahçesinde yediğimiz günlerin yerini artık ilçede oturan arkadaşların annelerinin hazırladığı mükemmel doğum günü partileri ve bu partilere katılabilme şansı elde etme çabaları almıştı.
23 Nisan törenleri daha kalabalık ve tüm ilçeyi sıralar halinde dolaşma ile başlar ardından ilçenin top sahasında gösteri ve konuşmalarla bitirilirdi. bir 23 nisanda yeşil elbisemle İtalyan olmuştum. En çok aklımda kalan İspanyol arkadaşların kıyafetiydi. Neon renkli çantası olan, mavi gözlü Fatma Girik benzeri arkadaşımın annesi ona parmak zilleri bile almıştı.
İşte o neon renkli çantası olan kız arkadaşım bir kez annesiyle bize gelmişti. Kardeşi de vardı. Evin arka bahçesinde erik toplamış ve çok eğlendiğimiz bir gün geçirmiştik. İtiraf etmeliyim ki bu arkadaşım gerçekten iyi yürekli ve anaç bir insandı. Hala Samimi yetisini kaybetmeyen, iyi ilkokul arkadaşlarımdan biridir.
Bu dönemlerin bana en iyi öğretisi insanlar arasında çok büyük farklılıklar olduğuydu. Her bakımdan çok büyük şart farklılığı olduğunu öğrendim.
Ve ilçenin en iyi okullarından birinde yılsonu eğlencesi yaptık.Köşem pastanesinde bütün sınıf pasta yiyerek ortaokula geçmiştik.
Büyüyorduk, öğreniyorduk daha büyüyecek ve yepyeni şeyler öğrenecektik.
 Kardeşim okulların kapanmasına yakın, bir 4 Haziran günü doğup bana ablalığı armağan etmişti.
Arkası yarın…



3 Haziran 2015 Çarşamba

OKUL YAZI DİZİSİ -2

İlkokul 3. Sınıfa geçtiğimde, babam artık ilçede okula gitmemizi istiyordu. Abim 5. Sınıfa ben 3. Sınıfa 18 Eylül İlkokulunda gidecektim. Sabah, erkenden işçi otobüsü ile ilçeye gittik. Babam beni okul kapısından içeriye bıraktı. Abim yanımdaydı. Öğrenciler and sırasına girmişti. Abim ‘ Bunlar 3. Sınıflar istediğin sıraya geç .‘ deyip iki öğrenci sırası gösterdi.
Bir sıraya geçtim. Sınıfa çıktığımızda herkes yerini, arkadaşını biliyordu. Bulabildiğim boş sıraya oturdum. En arkada yalnız kalmıştım.
Öğretmenimiz emekliliği gelmiş ve bence öğrencilerden bıkmış -buna artık kimin ne olabileceği kadar yeteri deneyime sahip olmuş da diyebiliriz –alnı açık beyaz saçlı, iri yapılı, koca göbekli biriydi.
Okuma yazma yarışları yapardık. Satırbaşını ben 3 . Sınıfta öğrendim. Ya geçti ya da tam zamanıydı.
Köyden okula gelip gitmek sıkıntıydı. İkili sitemde okuyorduk. birinci dönem sabahçı isekikinci dönemde öğlenci oluyorduk. Sabahçı olduğumuzda sabah işçi servisiyle gidip dönüşü köy sapağından geçen otobüslerle yapıyorduk.öğlenci olduğumuzda ise en büyük sıkıntı başlıyordu. Öğlen ilçeye giden otobüs yoktu.
Kış günlerinde sabahtan ilçeye gidip ya babamın kömür satış bürosunda ya da berber arkadaşının dükkanında öğlen olmasını beklerdim. Berber dükkânında, durmadan traş yapan Nadir amcayla bulmaca çözerdik. ben soruyu okur cevabı bulmaya çalışırdım. Bulamazsam Nadir amca cevabı söyler bende kara kutularda yukarıdan aşağıyı ve sağdan solu çözmeye çalışırdım.
 Duvarda, büyük aynaların üstünde  ‘Babası oğluna bir bağ vermiş, oğlu babasına bir salkım üzüm vermemiş’ yazan bir tablo asılıydı. Nadir amca her gün onun ne anlama geldiğini sorardı. Yıllar sonra anladım neden sorduğunu…
Bazen arkadaşımın akrabasının evine giderdik. Birbirimizi yediğimiz, akşam eve giderken otobüse yetişmek için koşarken Lama gibi birbirimize tükürdüğümüz o arkadaşım ile ne nesguikler ne çikolatalı ekmekler yedim. Haklarını helal etsinler güzel günler geçirdik.
Akşam köy otobüsü beşte giderdi. Biz beş buçukta okuldan çıkardık. Bunun için erken çıkmak, otobüse yetişmek zorundaydık. Havanın erken karardığı, kış akşamlarında köy sapağından yürümek çok tehlikeliydi.
İşte öyle bir akşam birbirimize tükürüp popolarımıza tekme atmaktan yani kavga etmekten otobüsü kaçırdık. Saygıdeğer Lama arkadaşım ile birlikte köye doğru yürümeye başladık.ben altıma nasıl etmedim bilmiyorum ama çok ağladığım için diğer Lama dan bir bağırış ve tükürük daha yedim.
Köye yolda başka bir otobüsün bizi alıp köyün sapağa getirmesiyle ulaştım. Eve de Lamanın annesinin organizasyonu sayesinde. Annem eve gittiğimde inekleri sağıyordu ve ‘Semra geldin mi?’ dedi.

Nasıl olsa geleceğimi biliyordu. Ben onun her keçeden su çıkartabilen kızıydım.

2 Haziran 2015 Salı

OKUL YAZI DİZİSİ

İlkokul 3. Sınıfa kadar köy ilkokulunda okudum. 1. sınıf 4 kişiydik 2. Sınıflar 5 belki 6 3. Sınıflarda öyle 4 ve 5. Sınıflar ise yan sınıfta ders alıyorlardı. Bizim sınıfımızda kara tahtamız, fişlerimiz, arkamızda 4 mevsim tablosu ve yıllık takvim vardı.
Diğer sınıfın bildiğin insan figürlü maketleri, kimya dersleri için ekipmanları, ilk yardım dolapları vardı. Hüsamettin hoca bizim öğretmenimizdi. İsmail Hoca nurlar içinde yatsın büyüklerin öğretmeniydi.
Sobamız nasıl yanardı hatırlamıyorum ama biz nöbetçiler yani öğrenciler 2 şerli olarak temizlik ve sobadan sorumlu olurduk. Kış aylarının en güzel yanı bahçede öğretmenimizle birlikte oynadığımız kartopu idi.
Üçtaşlar, yakar toplar, mendil kapmacalar, saklambaçlar, ip atlamalar, kazan çömlek patlatmalar hep okulun bahçesinde oynanır. Muşmula ağaçlarının yanında oturur, dalından koparır yerdik. Öğretmen lojmanının bahçesindeki mor zambaklar, çiğdemler bahar aylarının renkleriydi.
Bizde 23 Nisan kutlardık. Bahar aylarındaki gezimiz şelaleye ve başka köy okullarına yürüyerek olurdu. Her öğrenci bir öğrencinin evine, öğle yemeğine konuk olurdu. Biz gittiğimizde biz konuk olur, onlar geldiğinde bizim konuğumuz olurdu. Diğer okulun öğretmenlerine yoldan topladığımız çiçekleri götürürdük. Yanına birde mis gibi kokan kekikler eklerdik. miss misss mis gibi…
23 nisan şenlikleri okul bahçesinde yapılır. Köylü gelir seyrederdi. Folklor grubumuz Bayramiç’in Dağları ve Silifke’nin Yoğurdu oynardı. Tahta kaşıklar konu komşudan bulunur, hacdan gelmiş kadife kumaşlardan kıyafet dikilirdi. Abim Nasrettin hoca olmuştu. Bende renk olmuştum bir kere . 2. Sınıfta folklörde beni de oynatmıştı öğretmen.
Yoğurt’un içinde demir para bulmaya çalıştığımız, kaşık üstünde yumurta yürüttüğümüz ve çuval yarışı yaptığımız 23 Nisan törenleri vardı köy okulumuzda…

Hüsamettin hocadan korkardım. Ama paşa paşa okula gitmeden daha ; ‘abimi okula al ona çanta aldık .’diye diklenebilmişim. Bir daha nerde görsem korkup kaçmaya başladım zaten. İsmail hoca nur içinde yatsın dedeme abimin matematik zekâsı olduğunu benimse sözelde başarılı olabileceğimi söylemişti.
Okumayı zor söken benden nasıl bir sözel zekâ bekliyordu bilmiyorum. Bence söylemek istediği benden bir şey olmayacağı olursa da bu bilmişlikle zor olacağı idi…
Annem hiçbir zaman okula hazırlamadı beni. Gerekte yoktu köy okulunda. Siyah önlüklerimiz, lastik pabuçlarımız vardı. Ev ile okul arası zaten 5 dk lık yol herkes birbirini tanırdı. Herkes birbirinin aynısı zaten ve ast üst diye bir şey yoktu. Kıyafetlerimizi yadırgayanda olmazdı.
ARKASI YARIN