24 Eylül 2013 Salı

Püskül ve Baston


Püskül ve kocası çekirdek ailesiyle yaşarlarmış. Püskül her şeye meraklı , eline aldığı işi bitirmeye, yaşadığı çevreyi , oturduğu yeri güzelleştirmeye çalışan bir hanımefendi imiş .
Eşi baston bey ise ; tembel mi tembel , dünyada iş olduğunu bilse dünyaya gelmeyecek olan biriymiş.Öyle tembelmiş ki bazen işe gitmeyi bile unutur çalışıp çalışmaması gerektiğine karar veremezmiş.
Hep böyle tembellik etmezmiş ama her işi, işine geldiği gibi yapmak istermiş .İşte böyle bir günde Püskül hanım eşi Baston bey’in ağzından girip burnundan çıkmış, elinden tutup yanağından öpmüş ama evdeki bozuk musluğu  tamir, dağılan alet kutusunu toplatamamış.Bunları yaptıramayan Püskül bir gayret  mutfak tezgahının ders dolgularını yapmasını rica etmiş.
Bir söylemiş ,
İki söylemiş ,
Üçüncüde ise ;
Kalkıp mutfak tezgâhının üstünü boşaltmış. Almış eline faraşı doldurmuş içine derz dolgusunu, içine su katıp alçı gibi karıştırmış. Sürmüş fayansların üzerine bütün boşlukları doldurmuş. Hayal kurmuş baston bey gelecek yardım edecek, bırak Püskülcüğüm uğraşma bu benim işim ya da sana yardım edeyim diyecek diye…
Ne baston bey gelmiş, ne Püskülün hayalleri bitmiş. Biten tek şey elindeki derz dolgusu olmuş.
Püskül miss gibi tertemiz mutfağında yine baston beye güzel yemekler yapmış.
Gökten 3 elma düşmüş Püskül 2 sini afiyetle yemiş , bir tanesini baston beyin kafasına fırlatmış…





21 Eylül 2013 Cumartesi

İstanbul

İnsan bol, isyan bol , pişman bol, burası İstanbul...

20 Eylül 2013 Cuma

Tepsi Kebabı

ÖNCESİ

SONRASI
Çalıştığım kliniğin belli bir çakılı kadrosu var bunlar ; ben , Dr. Örtger, Dr. Gacet, Hacı ve Karlos.Bu kadro dışındaki hemşire , diş hekimi ve personel ise sürekli değişiyor.Sürekli değişen her personelin tabi her yönden bana bir artısı veya eksisi oluyor.
Öncelikle bu sayede insanlara çabuk güvenmemeyi, insanların davranışlardan acayip anlamlar çıkarabildiğini bir de her meslek sahibinin gerçekten işini iyi yapan bir elemen olamayacağını.Meslek sahibi olan insanların mesleği edindiği okula kabul edilmeden önce zeka , pratik zeka ve beceri süzgecinden mutlaka geçmesi gerektiğini öğrendim.
 Bu öğrendiklerimi, nasıl öğrendiğim konusunda bir yazı hazırlamam  biraz zor .Zira başımdan geçen bu olaylar , totosu kırık , üfürükten teyyare bir sekreter için bir kitap oluşturabilecek kıvama geldi .EEE tabi on yıl  dile kolay ama gelde Püsküle sor…
Tabi hayat  dersleri , totomuza vurulan tekmeler, yüzümüze şamar gibi yapıştırılan sözler dışında iyi şeylerde öğrendim.öğrenme açlığı içinde yanıp tutuşan beynime ; her değişen hemşire  ve personelden bir yemek tarifi girdi.
Bu tarifte Hataylı bir hemşiremizden alınmıştır.
Herkes bir şekilde köfte yapıyordur.İçine kimyon koyanda var, sarımsak ekleyende …Bir nevi köfte olan tepsi kebabının en sevdiğim yanıda ekmekle banarak , kopara kopara kalabalık bir sofrada yenilebilmesi.
Gerekli malzemeler ;
Orta yağlı kıyma ben yarım kilodan yapıyorum ve 4 kişilik oluyor.
  • 2 Yeşil biber
  • 2 Domates
  • 1 Soğan
  • 1 tatlı kaşığı Pul biber
  • 1 çay kaşığı Karabiber
  • 1 çay kaşığı Sumak - isteğe bağlı
  • Tereyağ  
  • Tuz
  • 2 diş sarımsak

Yapılışı ; önceleri soğan , domates, biber , sarımsağı robotta çekip , kıyma ile köfte gibi yoğuruyordum ama daha sonraları sebzeleri el ile ince ince kıydığımda daha lezzetli olduğunu keşfettim.sebzelerinizi ince ince kıyıp kıyma ile yoğurup tuz ve tereyağınızı ekleyip tekrar yoğuruyorsunuz .iyice yoğurmuş olduğunuz harcı elinizle tepsiye bastırarak yayıyorsunuz en son aşamada sadece zevkinize göre biber ve domates ile süsleyip fırına veriyorsunuz.ilk aşamada çok sulanıyor gibi gözüksede aslında suyunu çekiyor piştikten sonra fırında soğumaya bırakırsanız lezzetini içine çekmiş suyuda az  kalmış oluyor.
Afiyet olsun

Püskül derki ; yanında bulgur pilavı ve ayran ile süper gidiyor.
Cefakar , Hataylı hemşiremizde selam olsun…





12 Eylül 2013 Perşembe

İpek Hanım Çifliği

Bir yazıyı tasarlayıp yazmak ne kadar  sürer? Bir ,iki üç, dört beş gün yada saat.
Peki Püskül'ün bir yazıyı tasarlaması , yazması kaç gün sürer ?
Tasarlama ,düşünme süreci  hep var ama yazma dersen Püskül yazmayı istesede yazıya dökmeyi heeep erteler.
Fotoğrafta gördüklerinizi alalı tamı tamına 9 gün oldu ve ben dokuz gündür , gecedir , Cemo 'nun her gece bıkmadan usanmadan seyrettiği 4 teneke bal'a bir araba verdikleri  reklamı , sanki romantik komedi  gibi izlerken  bu yazıyı yazmayı ertelediğim geliyor aklıma...
Balların gerçek mi sanal mı arılardan üretildiğini bilmiyorum ama İpek hanımın çiftliğini uzun süredir takip ediyordum.Özellikle her cumartesi mailime gelen yazılarını beğenerek okuyor , listeleri uzun uzun inceliyor ve  takip ediyorum .
Alışveriş yapmak şimdiye kadar nasip olmadı. Çanakkale'nin köylerinden birinde doğup büyümüş, hala bir ayağı memleketinde olan ben.Annem  ve teyzelerim tarafından doğal ürünlere hasret bırakılmıyorum.
Taa ki ada'ya kadar gidipde koruk almayı unutana ve köyde hiç kimsede koruk bulamayana kadar.

İpek hanım çiftliğinin listesinde görünce dayanamayıp yanında merak ettiğim bir kaç şeyde istedim.


LİMONLAR ; Cemo'nun son zamanlarda favorisi olan limonata için bir deneme olacaktı.Cemo limon limondur diye böbürlene böbürlene söylendi .Bir nevi protesto edip limonatayı yapmadı.Ama benim yaptığım limonatayı da çok güzel olmuş diyerek utanmadan fazla fazla  içti.Hani aradaki fark nedir diye sorarsanız hemen açıklayayım;daha öncesinde 5 limonla 2 lt limonata elde ederken bun limonlar ile 4lt ye çıkartabilirsiniz .çünkü çok lezzetli bir konsantre elde ediyorsunuz.bir de kabukları rendelenmiyor sadece 1 tatlı kaşığı rende elde edip neredeyse 1 su bardağı limon suyu elde ettim.İçindeki posasıda cabası.Biraz fazla çekirdekli ve çekirdeklerinin kestiğinizde içi yeşildi ama inanın bu ne anlama gelir bilmiyorum.
EKŞİ MAYA; kendi yaptığım ekşi maya bozuldu bir deneme olsun dedim.2 su bardağı ve 1 fincan  undan önce mayalayıp ,ardından bir kısmını ayırdım .Kalanı ile ekmeği yoğurdum.Tek hatam odun fırınında pişsin diye pideciye getirmem oldu çünkü yaktılar.Ama maya evde yine yaparım ne olacak ?

KORUK ; Dokuzuncubulut da koruk ekşisini  okuyunca denemek ,için aldım .Benim gibi ekşiyi seven ve bağırsakları düzenli çalışmayan biri için ideal bir tat.Bu yazıyı daha ayrıntılı yazacağım çünkü koruk
başlı başına ayrı bir lezzet.

HAS KABUKSUZ UN ; ekşi mayalı ekmek ve tarhana nasibini aldı birazda yapılan browni kek.Şöyle söyleyeyim un kokusunu hatırladım. 

SIRMA SU ; maya bozulmasın diye buz kalıbı gibi hiç açılmamış bir şişe olarak koymuşlar.Eskiden su işletmeciliği yapan Pınar Hanımın hala yapıp yapmadığını bilmiyorum ama suyu da limonataya kattım .

SÜT ; yanlışlıkla buz kalıbı diye konulmuştu .Başta ekşi maya sandım :) sonra ücretini ödemem gerekmediğini ,afiyetle içebileceğimi söylediler.Size çok rahat söyleyebilirim ki bu süt benim çocukluğumun tadı idi ve kaymağı tamamen saf ,off nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum.

Ne diyeyim bu çiftlikten aldığınız her ürün tamamen doğal olduğunu önce görüntüsüyle sonra tadıyla kanıtlıyor .Bunu hangi ürünün doğal hangisinin değil olduğunu kokusundan anlayabilen  ben gönül rahatlığıyla söylüyorum.
Bu yazıyı tamamlamam tamı tamına 3 saat sürdü.Ah Püskül sık dişini yaz şu yazıyı dedim kendi kendime.Şimdi aklıma geldi sanırım limonlardan dolapta 2 tane var , akşama bir limonata yapıp Cemo 'ya ikram edeyimde limon tadı görsün yine.


6 Eylül 2013 Cuma

BEN VİRGÜL VE NOKTA

Nokta cümleniz bittiğinde, virgül ise daha açıklayacak şeyleriniz ve ardı ardına söyleyecek sözleriniz varsa kullanılır. Virgülde nokta gibi bir noktalama işaretidir. Yani noktadan gelir. Virgül olmadan noktanın geldiği bir cümle basit cümledir, ayrıntısızdır.
İnsanları nokta insanları ve virgül insanları diye insanları ikiye ayırabiliriz. Bazıları cümleye başlar devamı getirmek için virgülü koyar ve cümlenin devamını başkasının getirmesini ister. Bazıları ise cümlenin devamının getirilmesini istemez ve son noktayı koyar.
Bu durumda; işte, evde,  sokakta, mahallede, köyde, gezdiğim, gördüğüm ve karıştığım tüm kalabalıklarda ben hep nokta insanı olurum.
Gacet virgül insanıdır. Püskül şöyle bir fikrim var der. Adımı atar. Ben devamında istediği fikre uygun bir portre sunarım. Sonrası noktalar benden gelir. Eskiden ilk çalışmaya başladığım dönemlerde her şeyi Gacet ‘e sorar; bunu nasıl bilmezsin, tamam ben yaparım, peki bunu da bilmiyorsun değil mi? Davranışlarıyla sorduğum soruyu çözerdi. Artık soracak çok şey kalmadığından, Google amcayı iyi tanıdığımdan bu durumla karşılaşmıyorum. Püskül dediğinde Püsküllü bir iş sunduğunun, bir şeyi yanlış yaptığımın, hastanın kapısından bana sormadan girdiğini, reçete bilgisi verilmesi gerektiğini anlıyorum.
Örtger ‘de virgül insanı bankada ne kadar var dediğinde maaşların, sigortanın, kiranın yatırılması gerektiğini, muhasebeyi arayalım dediğinde fatura işlemi gerektiğini, işçi girişi yapılması gerektiğini anlıyorum ve cümleye noktayı koyuyorum. Bazen de hiçbir şey söylemeden bakışlarıyla; zor bir hastadan çıktığını, kafasının çok karışık olduğunu, Püskül 15 dk uyusam kafam yenine gelecek dediğini anlıyorum.
Nokta koymak gerektiğinde cümleye ya da işleme nokta hep bende. Bende nokta insanıyım, noktaların insanı, noktalama insanı.
Bu yazı virgüllerle başlamış ve bitmiştir nokta.


5 Eylül 2013 Perşembe

RÜYA

Cimcime 20 gündür anneannesinde. Babaannesini de arkasından gönderdik. Bu demek oluyor ki biz 20 gündür yalnızız. Yani evde dağınıklık yaratan yere atılmış çoraplardan başka bir şey yok. Karı koca karşılıklı kahvelerimizi içiyor, yemek yap(m)ıyor ve (dışarıda)yiyoruz.
Cemo Cimcimeyi özlüyor, bende özlüyorum ama bir anne olarak Cimcimenin fiziksel ve ruhsal gelişimini olumlu yönde etkileyecek bir tatil olduğunu düşünüyorum.(Anne burada kısaca kafasını dinlediğini ifade etmek istiyor)
Dün akşamda yine sessiz sedasız benim mutfakta kış hazırlıkları ile uğraştığım, Cemo’nun ise sesli ve sedalı horlayarak uyuduğu bir akşamdı. Ben mutfakta işimi bitirip yatmaya hazırladığımda ( tarhanayı döküp, ekmeği mayaladığımda) acaba ekmeği pişirip yatmalı, pişirmeden mi yatmalı sorusu başımın üstünde ampul ve içinde büyük sarı bir soru işareti gibi yanıyordu.
Saat gece 00.00 da Cemo horluyor, ben kitap okumaya çalışıyor ve kafamdaki soru işareti maşallah 120 w da yanıyordu. Söndüğünde ise sabah erkenden, 05:00 gibi uyanıp ekmeği pişirmeye karar vermiştim.
Uyudum,
Uyumuşum,
Uyuyordum.
Köydeki evde idim. Bahçede geziniyordum, savaş varmış köyde ve biz saklanmak kaçmak zorundaymışız. Evin bahçesine girdiğimizde sağ tarafta kömürlüğümüz var , önünde mor salkım vardı her tarafını kaplamıştır sanki ormana girer gibi hissedersiniz, atıl eşyaların durduğu bir yerdir aslında ama kapının girişinde durur eski bir ev gibi.Bende herkesi oraya topladım , onlarla birlikte saklanıyordum. Ama gökyüzünden bombaların yağdığını ve bunların bizi vurmak için olduğunu görüyor Cimcimeyi korumaya çalışıyordum, annemi ve babamıda…
Adamlar geldi. silahları vardı ve bizi öldürmek istiyorlardı. Tam namluyu bana uzattılar.
Uyandım St :05:05
Soluk soluğa kalmıştım, kalbin çok hızlı çarpıyordu… Önce kendimi çimdikledim, sonra bağırdım. evde yatağımda ve sağ olduğumu anlayınca derin bir ohh çektim .
Son zamanlarda dünyada yaşanan acılar benide etkiliyor haliyle. Zaten ne zaman savaş çıksa veya bir karışıklık olsa o ülkenin insanlarının göçüş yollarının üzerinde çalışıyorum ve sanırım sadece bir kısmını gördüğüm halde büyük acılar çekip uykusuz geceler geçiriyorum.
Beni, bizi, herkesi düşündüm. Alllah’ım dünya döndükçe sınırlarımız ne artsın, ne eksilsin diye dua ettim.
Sanırım yorgan ile ilişkimi sıkı tutmalıyım. Allah’ım dualarımı kabul et.
Bir rüya idi gördüğüm , oldum yine kördüğüm...


31 Ağustos 2013 Cumartesi

10.YIL

         
  Önce tatilde geçirdiğim günleri anlatacak güzel yazılar tasarlamıştım .Güzel cümleler kurmuştum.Kart okuyucuyu köyde unuttuğum için ; bahçeden taze taze koparıp yediğimiz sebzelerin doğanın her tonunu gösteren fotoğraflarını , Bozcaada'nın Akvaryum koyunda kızgın kumlardan atladığımız serin sularındaki balıklarını fotoğraflarını yayınlayamadığıma yandım.Yandım da yandığım görüntüleyemediğim bir çok güzel anıları , güzel duyguları daha fazla yaşayamadığıma yandım.
 O kelimeler , kurduğum cümleler gitti aklımdan .Birazda yazmak isteyip,bir türlü elimi erdiremedim . 
         Sonra 10. yılını kutladığımız ,evliliğimizin ; giriş gelişme sonucunu düşündüm.Düşündüm güldüm , düşündüm duygulandım , düşündüm çıkamadım işin içinden.Önce 10 yıldır evli olupda Cemo 'nun bende ilk kez karşılıklı kahve içelim isteği (yıllarca böyle bir hayalim olduğunu söylemeliyim ) , Bozcaada yolundan dönüşte dinleyip , duygusallaştığımız bu şarkı geldi aklıma...
              On yıllık koca evliliğin bana öğrettiği on şeyi çıkarttım kendimce .Bunları tek tek yazayım güleyim eğleneyim kendime hatıra bırakayım dedim  , silindi gitti aklımdan yine cümleler.
        Ne ona eş olmak  için bırakıp gittiğim , özlediğim köyümde ; her seferinde hüzünle karışık yaşadığım tatillerden birini , ne de onunla geçirdiğim on yılı yazabildim.


        Ben bu tembellikle ; İlk on yılda 1 çocuk ,ikinci on yılda 2 çocuk , üçüncü on yılda ise 2 torun sığdırsam ne güzel olur Allah'ım dedim.(koca bir amiiiin çıktı ağzımdan)
Madem yazıları bir türlü yazamadım bir marş yapayım barı bizim 10. yıl marşımız olsun dedim ve yazdım.
İşte bizim 10. yıl marşımız 
 Çıktık açık alınla on yılda her türlü kavgadan.
On yılda 7 yaşında bir çocuk büyüttük baştan
Başta Cemo’yu saydık başkumandan
Üç kez değiştirdik evi en baştan
Evliyiz mutluyuz daima ileri
Evliye tembellik yakışmaz evli daima bir ileri
Bir hızla kavgayı , küslüğü unuturuz
Sabah kahvaltısını mutlu mesut yaparız
Evliyiz her şeye 1-0 üstün başlarız
On yıl önce biz yoktuk 10 yıldır biz varız
Evliyiz mutluyuz daima ileri 

7 Ağustos 2013 Çarşamba

İyi bayramlar

Annem durmadan beni uyandırmaya çalışırdı. Bayram sabahı erken kalkılır, nasipler toplanır derdi ama ben bir türlü uyanmazdım. Dedem ve abım bayram namazına gider, annem neden temizlikleri o zamana kadar bitirmemiş olurdu bilmiyorum ama o kısacık zamanda bütün temizlikleri yapmaya çalışır, çocuklar el öpmeye geldiklerinde biz hala temizlik yapıyor olurduk.
Rahmetli Dedem namazdan gelir, salonun tam ortasına bağdaş kurar, kahvaltının hazırlanmasını beklerdi. Kahvaltı sofrasını hazırlamaya yardım etmemi isteyen annem kızar, ben ise umursamazdım bile. Kahvaltı sofrası sessiz sakin bir şekilde geçer, dedem, ninem ellerini öptürdükten sonra giderlerdi. Davulcu Ramiz amca davuluyla bahşişlerini toplamaya çıkar, kapı kapı arkasında mahallenin çocukları ile bütün köyü dolaşırdı. Ramiz amcayı gördükten sonra, bütün köy ile bayramlaşmak için kapı kapı dolaşmaya çıkardık.
Bir de annem oruç tutmaya bizi teşvik etmek için, oruç tutana en güzel bayramlığın alınacağını söylerdi ama nedense en güzel, pahalı bayramlıkları oruç tutmayan babam kendine alırdı.
Örtger tatile, Gacet memleketine gidecek, Karlos çalışmadan ilk kez bayram geçirecek. Ben biraz sonra Çanakkale nin yollarına düşüyorum. Uzun bir aradan sonra ilk kez feribot yolculuğu ile gideceğim. Bayram sonrası ise Cemo ile kısa bir tatil yapacağız.
Heyecanlıyım, Cimcime yanımda, bu aktarmalı yolculuğun nasıl geçeceğini merak ediyorum.Dedemi ziyaret edeceğim, bahçede dolaşacağım , Cemo ile şelaleye gideceğim.
Bu bayram çoook güzel geçecek, şeker gibi eriyip bitecek.

Herkese iyi bayramlar…

6 Ağustos 2013 Salı

Mintaksla canım mintaksla

Mintax’la canım Mintax’la Sende bulaşıklarını Mİntax’la. Reklamı hatırladınız mı? Ben sadece bu seslendirmesini ve müziğini hatırladım maalesef reklam videosunu bulamadım.
“X“  harfinin alfabemize girmeye çalıştığı yıllar olmalı, çünkü Ninem genellikle mintak derdi. 1987 yılında ben daha 4 yaşında bulaşık ile  değil, daha çok köydeki çöplüklerin üstünden, kırık leğenin içinde kaymaca oynar, atılmış eski çanak, kaşıktan evcilik kurardım..
Biraz daha büyüyüp, bulaşık yıkayacak yaşa geldiğim de ise bulaşık yıkamaktan nefret ediyordum. Biraz iş öğrensin diye gönderdikleri ninemin evinde ise bir gün zor sabrediyordum. Evden kaçıp akşama kadar sokakta oyun oynadığımda, nenemin pek sesi çıkmamış e bende oda birbirimize birkaç gün dayanabilmiştik. Bu dayandığım 3 günlük tatilde sokağa kaçmış, dip komşusunun torunları ile oynamaya gitmiştim. Oradaki iki kız kardeşte, maalesef benimle oyun oynamak yerine kara tencerelerin dışlarını mintax ve bulaşık teli (bizde nenem tel suriç der) ile  ovuyorlardı. En az on tencere yıkadılar. Ne yalan söyleyeyim benim için o sıcakta soğuk suyla oynamak dışında cazip gelen başka bir yanı yoktu.
Evlenip evinin hanımı, dış kapının püsküllü mandalı olan ben, şimdilerde bulaşık makinesini pek seviyorum. Ama bazen bulaşık hanım bir gıcık oluyor ki içinden çıkartıp, tekrar yıkıyorum. biraz küs kaldıktan sonra, ona yalnızlığı hissettirdiğimi düşünüp tekrar kullanmaya devam ediyorum. yine böyle bir küskünlük sırasında mintax aklıma gelmişti. Neden krem deterjandan vazgeçilmiş, sıvı deterjana geçilmiş acaba? Diye sormuştum kendi kendime.
Sonra acaba hala satılıyor mu diye aradım ama bulamadım. Yeşil arap sabunu gibi buldum ama kokusu çok rahatsız etti. bugün markette mintax’ ı gördüğümde, vay bee varmış dedim . kokusu gerçekten çok güzel , bulaşıkları da öyle güzel yıkarsa süper olur .Akşama bizim evde yine bulaşık yıkama partisi olacak .Ne var ne yok mintaxlanacak. Mintax’lı günler dilerim…



16 Temmuz 2013 Salı

GÜLLAÇ YAPTIM



Ramazan ayının vazgeçilmez tatlarının bir olan Güllaç her sofranın lezzeti.  Sıcak yaz günlerinde ağdalı ve bol nişastalı tatlılardan uzak durmak için iyi bir kaçış yolu.
Arkadaş Medi’nin   ‘’şimdi kesin yufkayı da sen açarsın’’ diye bir nevi serzenişte bulunduğu bir konuşma ile güllaç yapmaya niyetlendim.
Güllaç yapraklarının nasıl açıldığı ile ilgili bir video bulamadım. Ama bulsaydım da o kadar ince bir hamuru açabileceğimi düşünmüyorum. Şuradan yapımı ile ilgili birkaç foto inceleyebilirsiniz.
Sanırım başardım ve Cemo ‘nun emeklerini ve Cimcimenin tepsinin içindeki süte ellerini batırıp batırıp çırptığı güzel anlarımızı unutturmayacak güzel bir lezzet ortaya çıkarttım.
İşte püskül ve ailesinin muhteşem Güllacı ve tarifi;
400 gr güllaç yaprağı (yaklaşık 10-12 adet )
2,5 su bardağı şeker
2 kg süt
Yapılışı;
Süt ve şekeri kaynatıp soğumaya bırakın. ılımış  olan süt (burada  yazar soğumaya yakın demek istiyor) ve şeker karışımınızın yarısını güllaç yapraklarının içine sığabileceği bir tepsiye yarısını koyun. Tek tek güllaç yapraklarını karışımın içinde ıslatın ve yapacağınız tepsiye alın. Tepsiye koyduğunuz güllacın üzerine 1 kepçe şekerli sütten dökün. Aralarına isterseniz fındık, fıstık, badem koyabilirsiniz. İsterseniz hurma ve muzda iyi birer alternatif oluyor. Güllaç yapraklarınız bittiğinde en üste 2 kepçe süt gezdiriyorsunuz ve istediğiniz şekilde süsleyebilirsiniz.
Afiyet olsun


Bu yazıyı bitirmeye uğraştığım kadar güllaç için uğraşmadım.