16 Temmuz 2013 Salı

GÜLLAÇ YAPTIM



Ramazan ayının vazgeçilmez tatlarının bir olan Güllaç her sofranın lezzeti.  Sıcak yaz günlerinde ağdalı ve bol nişastalı tatlılardan uzak durmak için iyi bir kaçış yolu.
Arkadaş Medi’nin   ‘’şimdi kesin yufkayı da sen açarsın’’ diye bir nevi serzenişte bulunduğu bir konuşma ile güllaç yapmaya niyetlendim.
Güllaç yapraklarının nasıl açıldığı ile ilgili bir video bulamadım. Ama bulsaydım da o kadar ince bir hamuru açabileceğimi düşünmüyorum. Şuradan yapımı ile ilgili birkaç foto inceleyebilirsiniz.
Sanırım başardım ve Cemo ‘nun emeklerini ve Cimcimenin tepsinin içindeki süte ellerini batırıp batırıp çırptığı güzel anlarımızı unutturmayacak güzel bir lezzet ortaya çıkarttım.
İşte püskül ve ailesinin muhteşem Güllacı ve tarifi;
400 gr güllaç yaprağı (yaklaşık 10-12 adet )
2,5 su bardağı şeker
2 kg süt
Yapılışı;
Süt ve şekeri kaynatıp soğumaya bırakın. ılımış  olan süt (burada  yazar soğumaya yakın demek istiyor) ve şeker karışımınızın yarısını güllaç yapraklarının içine sığabileceği bir tepsiye yarısını koyun. Tek tek güllaç yapraklarını karışımın içinde ıslatın ve yapacağınız tepsiye alın. Tepsiye koyduğunuz güllacın üzerine 1 kepçe şekerli sütten dökün. Aralarına isterseniz fındık, fıstık, badem koyabilirsiniz. İsterseniz hurma ve muzda iyi birer alternatif oluyor. Güllaç yapraklarınız bittiğinde en üste 2 kepçe süt gezdiriyorsunuz ve istediğiniz şekilde süsleyebilirsiniz.
Afiyet olsun


Bu yazıyı bitirmeye uğraştığım kadar güllaç için uğraşmadım.

BU RAMAZAN , BİZİM RAMAZAN

    Ramazan ayında aklıma gelen ve en çok özlediğim şeylerden biri bütün köylüye verilen iftar sofraları .Öyle ara sıcak falan olmayan, tek tabaktan herkesin kaşıkladığı; sütlü çorba, salata, pilav, etli nohut & patates, yoğurtlu hamur ve kompostodan oluşan iftar sofralarının olmazsa olmazı yaprak sarması ve bal kabağı tatlı hala favorimdir.
    Bol çeşidin bulunduğu sofralar erkekler için kahveye gönderilir, kadınlar için ise iftar sahibinin evinde yer sofraları kurulurdu. Bu sofraları kurmak, eksiklerini gidermek bize yani köyün genç kızlarının göreviydi.(hala öyle)
     İftar evinde sofralar kurulup, herkesin sofrada ezan sesini beklediği sırada biz bal kabağı tatlısı ile dolmayı çifter tabak alır kendi soframıza oturur, sohbet muhabbet orucumuzu açardık.
İftar sonrası bazen evde okunan kuranı dinler, kendi hatim ayetlerimizi okur, bazen teravihe gider, bazense bir arkadaşın evinde toplanıp çay, kahve içer ve mezdeke oynardık.
Şimdi bu iftar sofralarını, her biri başka kente evlenmiş, yerleşmiş arkadaşlarımı, e birazda mezdeke ile göbek attığımız günleri özlüyorum.


Koca şehrin içinde yapayalnız Ramazan Ayı geçiriyorum. Gelen birkaç misafir dışında şimdilik gidilmiş bir iftar sofrası yok. Bir kaç kez apartmanın bahçesinde iftar sofrası hazırlama konusunda teklifte bulunduğum halde annem tarafından burası köy değil diyerek uyarıldım. Zaten 14 daireden ancak beş tanesi sahura kalkıyor. Buda önemli değil sadece birlik beraberlik olsa oda bana yeter ama yok. Bu Ramazan ayı da böyle geçsin bakalım. 

5 Temmuz 2013 Cuma

Annem dondurma yapar






Annem çok tuhaf bir kadın. Her akşam işten eve geldiğinde ne yapacağı ile ilgili bir plan yapmış oluyor. bazı planları benimle etkinlik yapma olurken bazıları reçeller, meyve kabuklarından meyve suları *yapıyor. Bu meyve suları ile camları sildiğini bile gördüm.
Şimdide kafayı dondurma yapmaya takmış. Dışarıda satılan dondurmaların içinde zararlı maddeler varmış, benim bu zararlı maddeleri yememem gerekiyormuş. Hâlbuki ben her gün evin köşesindeki dondurmacıya, babaannem ile gidip 1 liralık dondurma yiyorum. Babam her akşam gelirken dondurma getiriyor ve her akşam ayrı meyveli gelen dondurmamıda afiyetle yiyorum. Tabi annem bize kızıyor ama çok lezzetliler ne yapayım.
Aslında uğraşmasa, akşamları beni dondurmacı amcaya götürse istediğim kadar dondurma alsa bence daha iyi olur. Ama annem işte tuhaf illa kendi yapacak, doğal olacak, içine ne koyduğunu bilecek.
Merhaba ben bunları söyleyen Cimcime nin annesiyim. Tam olarak bunları düşündüğünü dile getirdiği için çok iyi biliyorum. Çünkü ne zaman yeni bir deneme yapmaya kalksam bu cümleleri bana söylüyor. Bazen de hoşuna gidiyor sanırım okulda annem her şeyi kendi yapıyor diye anlatıyormuş
Cemo’nun düşünce tahminlerimi dile bile getirmiyorum. Her akşam elinde bir poşet abur cubur ve dondurmayla gelen birinin benim hakkında ne düşündüğünü tahmin etmek çok da zor değil.
Cimcimenin deyimiyle dondurma yapımına taktım. Saf salebi bu aylarda bulmak zor çünkü şimdi taze toplanıyor ve kurutulmaya başlandığı dönemmiş eylül ve ekim aylarında baharatçılara geliyormuş. Ben gittiğim ve bulmadığım 5. Baharatçının yalancısıyım.
Bu yüzden gittiğim 6. Baharatçıdan aldığım kilosu 275 TL ;-yazı ile iki yüz yetmiş beş -  olan salepten 36 gram aldığım salep’in karışım olduğunu düşünüyorum.
Fotoğrafta gördüğünüz dondurma 2. Kez aldığım ve karışım olduğunu düşündüğüm salep ile koyulaştırıl-ama-dı . Ama Cimcime için Mehmet Efendiden aldığım kakao ile muhteşem kakaolu dondurma oldu. Soğuk mu soğuk, dondurma gibi yalanıyor mu? Evet, koy külaha yala :)
Yani dondurmayı dondurma makinesi olmadan yapabilirsiniz. Kendi yaptığınız salepli dondurmayı yediğinizde ise bir daha dondurma almak istemeyeceksiniz.

Gerekli olan malzemeler;
  • 1 lt süt
  • 1su bardağı şeker
  • 2 tatlı kaşığı saf salep


Hepsini tencereye koyup yüzde otuzu azalana kadar karıştırarak kaynatıyorsunuz. Azaldıktan sonra ise soğumaya bırakın ama arada sırada çırparak karıştırmayı unutmayın. Soğuduktan sonra dolaba çelik tencerede kaynattığınız karışımı yine aynı tencere ile buzdolabın dondurucu kısmına koyup bir saat arayla 2-3 kez çırpma teliyle ya da kaşıkla kenarlarından kıvırarak karıştırın. Karıştırma işlemini ne kadar çok arttırırsanız lezzeti o kadar artar. çırpma işleminden sonra istediğiniz plastik kaba koyup 4 saat buzdolabının dondurucu kısmında dinlendirin.Afiyet olsun .
Bende bu akşam eve gidip , motorsikletinin arkasında teneke dondurma kutu ile köye gelip kaşık kaşık külahlara koyuduğu dondurmayı külahı 50 kuruşa bize satan dondurmacı amcanın dondurmalarından deneyeceğim.



*Sirke



26 Haziran 2013 Çarşamba

SON NOKTA


İlköğretim 3. Sınıftan itibaren köyümüze 5 km uzaklıkta olan ilçedeki bir okula başladım. Köydeki okul karma sınıflı ( 1,2.ve 3. sınıfların bir arada olduğu) , 2 öğretmenli, hademesiz ve sobalı tek katlı bir okuldu.
İlçedeki okul 2 katlı, en az 20 derslikli, öğretmenli, hademeli, müdürlü ve sobalı bir okuldu. O zamanın şartları ile o okula gidebilmek, şimdi gözüyle bayağı zor geliyor. Şimdiki eğitim öğretim ve hakkıyla mesleğini severek yapan öğretmen bulmak zor. E birde buna kalabalık olmayan sınıflar ve çikolata ve şekerin alma güçlüğü çekildiği yılları ekleyelim.
Konumuzu dağıtmadan devam edelim…
Köydeki okulda çok başarılı bir öğrenci olarak görülüyordum. Okulun ilk günlerinden birinde ilçedeki emekliliği gelmiş pos bıyıklı öğretmen; yazma yarışması yaptırdı. Aslında yazma yarışması olduğunun sonradan, herkes yazdıkları kelimeleri saymaya başladıklarında farkına vardım. Açın defterleri dedi saygı değer pos bıyık öğretmenimiz. Türkçe kitabından bir hikâye yazıyorduk, bir yandan ter atıyor bir yandan hızla yazmaya çalışıyordum. Öğretmen; satır başı dedi!
 Satır başı?
Oda ne, ne demek? Diye düşünürken kelimelerin bir şelaleden su yun dökülmesi gibi, ağzından akan öğretmenin hızına yetişmek için alt satıra geçip büyük harfle (kırmızı kalemle) yazmaya başladım. En sonunda zil çaldı ve herkes yazdıkları kelimeleri saymaya başladı. Ben de yanımda oturan sosyete güzeli, sarışından satır başının ne demek olduğunu öğrendim.
Noktalama işaretleri, yazım kuralları ile ilk ve son tanışmam bu hikâye ile başladı, bitti. Şimdi blog yazmaya çalışıyor ve ilköğretim öğrencisi yetiştiriyorum( çiçek yetiştirir gibi oldu  J).Hala yazmada, yazım kurallarında noktalama işaretlerini yerleştirmede sıkıntı çekiyorum.
Bende geç olmadığının düşünüp, nasıl düzeltebileceğimi sormak için Türkçe Öğretmenliği mezunu olan ( daha atanamadığı için bizim gözümüzde öğretmen olmayan) yeğeni aradım.
Konuşma aynen şöyle idi;
Ben: Yazı yazarken noktala işaretlerini yerine koymada sıkıntı yaşıyorum, ne yapabilirim Cuncu ?
Yeğen: Canım sen kitap okumuyormusun?
Ben: Okuyorum.
Yeğen: Nasıl kitap okuyorsun?
Ben: Sanki içinde yaşıyormuşum gibi.
Yeğen: Eee noktalama işaretlerine bakmıyor musun?
Ben: Dikkat etmiyorum.
Yeğen: Yavrum sen çok kalmışsın, artık yapacak bir şey yok!
Ben ::(
Dedi…
Kafamda dönüp duran hayali hikâyelerim, gerçek yaşanmışlıklarım, yapılmış / tadılmış nefis yemek, börek ve tatlı tariflerim yazılmayı bekliyorlar. Vazgeçmiş değilim öğrenmeye / düzeltmeye çalışıyorum.
(;) Noktalı virgülün göz kırpışını,
(:) İki noktanın ciddiyetini,
(,) Samimiyetini,
(!) Ünlemin hassasiyetini,
 (?) Soru işaretinin ehemmiyetini,
( ‘’) Üst virgülün ayrıntılarını daha iyi kavramaya çalışacağım, noktalama işaretlerine son (.) noktayı koyacağım.


Bu yazıda olan noktalama işaretleri hatalarım affola!

22 Haziran 2013 Cumartesi

22 .06.1983


İkizler mi - yengeç mi ?
Hangi burç olduğum belli değil.
Kıl payı kaçırmış veya yakalamış olabilirim ikisini de !
Annem içinde 2. beklenmeyen bebek olmuşum sanki.
O çok beğendiği yeşil gözlü , beyaz tenli kadına benzedim .
Karakaşlı karagözlü anne , baba ve kardeşlerin arasındaki;
Tek yeşil göz, beyaz ten , dediğim dedik, laf anlamaz , savurgan ben oldum.
Şimdi otuzlu yaşları devirirken ;
2. kez anne olmak,
Sağlıklı günler , aylar , yıllar  geçirmek istiyorum.
Mutlu ve umutluyum...
Her şey daha güzel olacak...
Doğum günüm kutlu olsun


18 Haziran 2013 Salı

Günler geçti ,mevsimler değişti ,çiçekler açtı


Kliniğin yıllarca atıl duran çiçekleri bunlar .Bir zamanlar Örtger atmamı bile istemişti.Nezaman güvercinler saksıların üstüne yuva yapmak istese hemen çiçek açarlar . Tam karşımdaki camda dururlar .Ben onlara çöp güzeli derim .Sanki atıl bir çiçekmiş gibi durup ,birden çiçek açarlar.Bu güzelliklerin bankomun kenarına vuran birkaç fotoğrafını yakaladım .Telefonumla , düşük pikselle bu kadar umarım hissettiklerimi anlatabilmişimdir.

13 Haziran 2013 Perşembe

LEYN NARSİZ SANA DA SELAM

Narsisistik kişilik bozukluğu olan kişiler, başkalarının düşünce ya da isteklerine gereken ilgiyi gösteremeyen kişilerdir. Plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde aynıNarkissos gibi erirler, çökerler. Başkalarının hakkına saygı göstermeden ve gerçeklerle bağdaşmasa bile daima kendilerini haklı göstererek ve o hedefi, gerekli emeği vermeden bile haketmiş sayarak en önde, en gözde ve tek olmak isterler. Kendilerini başkalarının yerine koyamaz ve başkalarini anlayamazlar. Sanki her şey sadece kendileri için vardır ve ne olursa olsun her şeyin kendi amaçlarına hizmet etmesi gerekir. Başkalarının fikir ve hareketleri kendi amaçlarına hizmet ediyorsa vardır, aksi halde bu fikir ve hareketler tahammül edilemez düşüncelerdir. Gerçekle bağdaşmayan, başkalarinin zararına olup sadece kendi çıkarlarına uygun, kendi plan ve hedeflerine hitap eden maddi ve manevi kazanç sağlayabilecek plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında öfkelerine hakim olamaz, saldırganlaşır, çöker, hatta ağır psikotik tablolara girerler.

AYRINTILI BAKINIZ 

12 Haziran 2013 Çarşamba

Yaz okulu

Yaklaşık on beş gündür Cimcimenin , Fatih belediyesi yaz spor okulu için gerekli olan; sağlık raporu , ödeme dekontu ve formu   çantamda geziyor.
Önceleri babaannesi götürüp getiremez diye düşündük, sonra servis olduğunu öğrendik , daha sonra annelerin çocukların yanında gittiğini offf benim kız yanlız olacak ! Yanına yemekte koymak lazım . off ne yapacağız ?
Sınıfından tanıdığım birkaç ebeveyni aradım  ; her ailenin planı ayrı idi ve programlarında yaz spor okulu yok.
Bizimde aklımızda yoktu ama işte hadi bu yıl bir değişiklik olsun dedik .Zaten on beş gün sürecek , sonrasında ise anneannesinin yanına gidecek .Ramazan bayramına kadar orada ,biz bayramda gittiğimizde onu alıp küçük bir Ege turu yapacağız .Bunlar gelecek ile ilgili on kez değişebilecek hayaller şimdiye bakalım .
Madem çocuğu göndereceğim  ne bekliyorum değil mi? hani diyorum biri bu yaz okulu hakkında bir  bilgiye sahiptir , bir şeyler yazmışlardır bir yerlere ...
Ama Fatih Belediyesi Spor okuluna  tam gün , servisle göndermiş , hadi bunlar olmasın , yanında velisi olmadan gitmiş çocuğu olan , çalışan anne olarak çocuğunu yaz okuluna yazdırmış bir anne ile ilgili yazı yok.

10 Haziran 2013 Pazartesi

YAZSANA (RAĞMEN)


Hadi yazsana Püskül.
   İki yazı yazıldı yayınlanmadı , sonunu da getiremedim zaten biri Cimcime ve okul yazısı , diğeri gezi parkı yazısı .Saçma olduğunu düşündüm , bir de sonuç kısmını bir türlü bitiremedim . Bugün şu anda yazmakta aklımda değildi hani.
Bazı olanlara rağmen neler olduğunu, neler yaşadığımı, nasıl hissettiğimi düşündüm şimdi.Bir rağmen yazısı yazayım dedim .Gece aklıma gelenler birer birer satırlarda olsun .
Bu yazma isteğim neden uykudan önce geliyor ki?
Acaba  rüya mı ?
En doğrusu yazının sonunu getirmek : Bir çok rağmenlere rağmen ben   ve bana rağmen olanlar var .


Oluşmayan rağmen yazısı , akıllanmayan Püskül'e rağmen yazılmış olsun....

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Geçti gitti


Cumartesi gecesi; Pazar sabahı için güzel bir kahvaltı hazırlamayı hayal ettim. Akşamdan ertesi güne sarkmasın diye bir çok işi yapmaya çalıştım.
Sabahın yedisinde uyandım ama  yataktan çıkmadım saat onda kalktığımda Cimcime babaannesine gitti.
Bu kez annem kahvaltıya çağırınca  kahvaltı hayallerim suya düştü .
Annemde kahvaltı ettikten sonra ev işlerine verdim kendimi pek matah bir şey olmasa da yaptım bir şeyler.Süpürge ve yer silmenin dışında pek bir şey yapmadım ama bittiğinde saat  üç olmuştu bile.
İşleri yaparken bir kek yapsam ,birde börek alsak parka gitsek piknik yapsak diye geçirdim içimden ama baktım ki dışarıya çıkmamız uzayacak .
Attık kendimizi parkın yollarına .Biraz ip atladık, top oynadık ve dondurma yedik .Tam bu sırada telefonumuza misafir geleceği haberi geldi ve evin yolunu tuttuk.
Yine bir Pazar günü Cimcimeye güzel bir kahvaltı hazırlamadan, doya doya oynayamadan, ona mis kokulu kekler, kurabiyeler yapamadan çabucak geçti.